Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   ORHAN ASLAN/Türkiye Davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


ORHAN ASLAN/Türkiye Davası*


Başvuru no:48063/99
Strazburg
20 Ekim 2005



OLAYLAR

I. Davanın Koşulları

Başvuran 1969 doğumlu olup, İzmir?de ikamet etmektedir.

1. Başvuranın yakalanması ve aleyhindeki ceza soruşturması

14 Ekim 1997 tarihinde, saat 21.30 sularında, başvuran iki kişiyle birlikte, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından, Ekim adlı örgüt üyeleri aleyhine başlatılan bir operasyon çerçevesinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran, bu örgüte üye olmakla suçlanmıştır.

15 Ekim 1997 tarihinde, saat 00.40?da başvuran, Menemen Devlet Hastanesi doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda hiçbir darp ve şiddet izinin bulunmadığını tespit etmiştir.

Aynı gün, saat 3.30?da, adli tıp doktoru tarafından muayene edilen başvuranın sol dizinde 1 cm. ebadında kabuklu yara tespit edilmiştir.

19 Ekim 1997 tarihinde, başvuran gözaltından sorumlu polisler tarafından dinlenmiş, fakat başvuran, açlık grevinde olduğu gerekçesiyle ifade vermemiştir.

20 Ekim 1997 tarihinde, saat 11:15?te, başvuran adli tıp doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor hazırladığı raporda, başvuranın sağ gözünde bir ekimozun, sol dirsek ve sağ dizde bazı sıyrıkların tespit edildiğini ifade etmiştir. Doktor, tespit edilen izlerin, başvuranın hayatını tehlikeye sokmadığını belirtmiş ve bir gün iş göremez raporu vermiştir.

Aynı gün, başvuran İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran, 1 Mayıs gösterisine katılmadığını ve bildiri dağıtmadığını ifade ederek, kendisine isnat edilen suçlara itiraz etmiş ve suçsuz olduğunu beyan etmiştir.

Aynı gün, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi?ne çıkarılan başvuran hakkında, tutuklu yargılanma kararı verilmiştir.


* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.

22 Ekim 1997 tarihinde, Bergama Cezaevi doktoru başvuranı muayene etmiştir. 1785 numarası ile kaydedilen sağlık raporunda, sol dirsekte iki adet 1 cm. ebadında kabuklu yara, sağ dizin dış tarafında 1 cm. çapında kabuklu yara, sol dizin arkasında 2 cm. ebadında sıyrık ve sağ göz altında 0,5x1 cm. ebadında ekimoz tespit edildiği belirtilmiştir.

18 Kasım 1997 tarihli iddianameyle, Türk Ceza Kanunu?nun 169. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu?nun 5. maddesi uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranı yasadışı örgüte yardım etmekle, ?Ekim gençliği? yazılı bir pankart taşıyarak 1 Mayıs gösterisine katılmakla ve izinsiz gösteri yapmakla suçlamıştır.

18 Aralık 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi?ndeki duruşmada, başvuran kendisine isnat edilen suçlara itiraz etmiş ve masum olduğunu ifade etmiştir.

30 Ekim 1997 tarihinde, başvuranın avukatı, Orhan Aslan?ın gözaltında bulunduğu sırada kendisine yapılan işkence sonrasında, isnat edilen suçları işlediğini kabul ettiğini iddia ederek, müvekkilinin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını talep etmiştir.

16 Nisan 1998 tarihinde, başvuranın avukatı müvekkilinin serbest bırakılıp tutuksuz yargılanmasını talep etmiştir. Başvuranın avukatı, İddianame?nin dayandığı şahıs beyanının, işkence sonucunda alındığını iddia etmektedir.

16 Nisan 1998 tarihli bir kararla, iki sivil hakimden ve üsteğmen rütbeli bir askeri hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı isnat edildiği olaylardan suçlu bulmuş, Türk Ceza Kanunu?nun 169. maddesi ve 3713 sayılı Kanun?un 5. maddesi uyarınca başvuranı dört yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, cezayı hafifletici sebepleri gözönüne alarak mahkûmiyetini 1/6 oranında azaltmış ve başvuranı üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.

16 Aralık 1998 tarihli bir kararla, Yargıtay temyiz edilen kararı onamıştır.

2. Başvuranın gözaltından sorumlu polisler aleyhine yaptığı kötü muameleye ilişkin şikayeti

Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, 14 Ekim 1997 tarihli gözaltından sorumlu polisler aleyhine, kötü muameleye ilişkin olarak, İzmir Cumhuriyet Savcılığı?na şikayette bulunmuştur.

2 Mart 1999 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcılığı, Bergama Cumhuriyet Savcılığı?ndan bu şikayete ilişkin olarak kanıt unsurlarını toplamasını istemiştir.

Aynı gün, İzmir Cumhuriyet Savcılığı, İzmir Emniyet Müdürlüğü?nden başvuran hakkında yürütülen soruşturma dosyasını istemiştir.

21 Nisan 1999 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcılığı başvuranı dinlemiştir. Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada Terörle Mücadele Şubesi polislerinin kendisini tamamen soyduğunu, sırtüstü yatırıldığını, cinsel organına ve ayak parmağına elektrik teli bağlanarak kendisine elektroşok verildiğini iddia etmiştir. Bunların yapıldığı sırada, titrememesi için polislerden biri dizlerine oturmuş, bir diğeri ise omuzlarını tutmuştur. Elektroşoktan sonra, kan dolaşımını sağlamak amacıyla başvuran yürütülmüştür. Sonrasında soğuk su tutulmuştur. Elektroşok, gözaltında tutulduğunun ilk üç günü yapılmıştır. Sözkonusu örgüte üye olduğunu ve yardım ettiğini itiraf etmesi için psikolojik baskılara maruz kalmıştır. Başvuran kendisine isnat edilen suçlara itiraz ettiğini ve İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri ve üstleri aleyhine şikayette bulunduğunu ifade etmiştir.

26 Nisan 1999 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcılığı, Bergama Cumhuriyet Savcılığı?na 2 Mart 1999 tarihinde ilettiği isteğini yinelemiştir.

30 Nisan 1999 tarihinde, Mahkeme muhakemenin men-i kararı vermiş, bu karar başvuranın annesinin evine tebliğ edilmiştir.

22 Mart 2002 tarihinde, başvuranın avukatı bu karara karşı İzmir Ağır Ceza Mahkemesi?ne başvuruda bulunmuştur.

27 Ağustos 2002 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, muhakemenin men-i kararını bozmuştur. Buna gerekçe olarak da, başvuranın bir avukatının bulunması ve kendisinin de Bergama Cezaevinde tutuklu bulunmasına rağmen muhakemenin men-i kararının başvuranın annesine tebliğ edildiğini göstermektedir. Ayrıca, önsoruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediğini ve sağlık raporunda belirtilen yaraların gözaltında bulunduğu dönemde ortaya çıktığını belirtmektedir.

12 Mart 2003 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın gözaltından sorumlu polis memurları Cemal Kuloğlu, Kadir Pektaş ve İbrahim Okut aleyhine ceza davası başlatmıştır.

16 Haziran 2003 tarihli duruşmada, Ağır Ceza Mahkemesi Kadir Pektaş?ı dinlemiştir. Kadir Pektaş, Aliağa?da yakalanan başvuranın Terörle Mücadele Şubesi?ne teslim edildiğini, geldiği sırada, başvuranın gözünde hafif bir iz olduğunu, bu konuyla ilgili olarak amirlerine bilgi verdiğini, amirlerinin başvuranın yakalandığı sırada direndiği için bu izin meydana geldiğini belirttiklerini ifade etmiştir. Kadir Pektaş, itiraflarda bulunması için başvurana işkence yapmadığını belirtmektedir.

Aynı duruşma sırasında, İbrahim Okut, geldiğinde başvuranın gözünde iz olduğunu, başvuranın ifade vermeyi reddettiğini ve itirafta bulunması için kendisine baskı yapılmadığını belirtmiştir.

Aynı duruşma sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi, polis memuru Cemal Kuloğlu?nun istinabe yoluyla dinlenmesi emrini vermiştir.

17 Eylül 2003 tarihli duruşmada, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı dinlemiştir. Başvuran, Meral ve Gülcan adında iki kişiyle birlikte Menemen?de yakalandığını, üçünün de İzmir Terörle Mücadele Şubesi?ne götürüldüklerini açıklamıştır. Burada gözaltına alındığını ve üç gün boyunca gözlerinin bağlandığını, elektroşok uygulandığını, sağ ayak parmağına ve cinsel organına elektrik teli bağlandığını, bir ara üzerine soğuk su tutulduğunu, polislerden birisinin gözünün altına bir yumruk attığını iddia etmiştir. Gözleri bağlı olduğundan, bunu yapan polislerin kim olduğunu bilemeyeceğini belirtmiştir. Polis memurları bildiri dağıttığını, Meral ve Gülcan?ı tanıdığını itiraf etmeye zorlamışlardır. Ağır Ceza Mahkemesi, Gülcan Öztürk ve Meral Köse?nin istinabe yoluyla dinlenmesi emrini vermiştir.

8 Aralık 2003 tarihli duruşmada, Ağır Ceza Mahkemesi tanık Gülcan Öztürk ve Meral Köse?yi dinlemekten vazgeçmiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte, polis memuru Cemal Kuloğlu istinabe yoluyla dinlenmiştir. Cemal Kuloğlu başvuranın sorgusuna katılmadığını belirtmiştir.

14 Kasım 2003 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi delil yetersizliğinden polis memurları Cemal Kuloğlu, Kadir Pektaş ve İbrahim Okut?un beraatlerine karar vermiştir. Bu gerekçelerle Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın Terörle Mücadele Şubesi?ne geldiği sırada gözünde kan oturması olduğunu, polislerin, ilgili kişileri bilgilendirmelerinin ardından bunun başvuranın yakalanması sırasında direnmiş olmasından kaynaklandığını öğrendiklerini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın iddiası doğru olsa bile, bunu yapanın kim olduğunu bilmediğini iddia etmiştir, çünkü Terörle Mücadele Şubesi?ne getirildiğinde zaten darbe almıştır.

19 Kasım 2003 tarihinde, başvuran kararı temyize götürmüştür. 29 Aralık 2003 tarihinde verdiği tamamlayıcı ek savunmasında, başvuranın avukatı, saat 3.30?da yapılan 15 Ekim 1997 tarihli ve saat 11.15?te yapılan 20 Ekim 1997 tarihli sağlık raporları arasındaki tutarsızlıkların altını çizmiştir.

Dava halen Yargıtay?da görülmektedir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS?NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran AİHS?nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

Hükümet, insanlık dışı muamele yapıldığına ilişkin iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.

AİHM, bir kimse tamamen polis memurlarının kontrolü altında olduğu halde gözaltındayken yaralandığında, bu süreçte meydana gelen her türlü yaralanmanın, olaylara dair güçlü karinelere sebebiyet verdiğini hatırlatır (Salman-Türkiye [GC], no 21986/93, § 100, CEDH 2000 VII). Dolayısıyla bu yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklama getirmek ve mağdurun iddialarını - özellikle de bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmişse - şüpheye düşürebilecek olayları doğrulayan kanıtlar sunmak Hükümet?in sorumluluğundadır (Bkz., diğerleri arasında, Selmouni-Fransa [GC], no: 25803/94, § 87, CEDH 1999-V; Berktay-Türkiye, no: 22493/93, § 167, 1 Mart 2001,Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001 ve Hulki Güneş-Türkiye, no: 28490/95, § 72, CEDH 2003-VII).

AİHM, mevcut davada, başvuranın 14 Ekim 1997 tarihinde saat 21.30 sularında yakalandığını ve sağlık muayenesinin özgürlüğünden mahrum bırakıldığı anda değil de, 15 Ekim 1997 tarihinde saat 0:40?da yapıldığını gözlemlemektedir. Başvuran gözaltında bulunduğu sırada sırayla, üç doktor tarafından ve Bergama Cezaevi doktoru tarafından da muayene edilmiştir. 15 Ekim 1997 tarihinde düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın vücudunda hiçbir şiddet de darp izine rastlanılmadığı belirtilirken, 22 Ekim 1997 tarihinde düzenlenen son raporda, sol dirsekte 1 cm. uzunluğunda iki adet kabuklu yara, sağ dizin dış tarafında 1 cm. çapında kabuklu yara, sol dizin arkasında 2 cm. ebadında sıyrık ve sağ göz altında 0,5x1 cm. ebadında ekimoz tespit edildiği belirtilmiştir. Başvuranın vücudunda bulunan izlerin, yakalanmasından önceki bir zamanda meydana gelmiş olabileceğinin düşünülmesi güçtür.

AİHM, ayrıca altı gün boyunca gözaltında tutulan başvuranın vücudunda tespit edilen izlerin neden meydana gelmiş olabileceği hakkında Hükümet?in hiçbir açıklamada bulunmadığını gözlemlemektedir.

AİHM, makamların, gözetimleri altında bulunan kişiler hakkında bilgi verme zorunluluklarının bulunduğunu hatırlatarak, polislerin ceza davasından beraat etmelerinin Savunmacı Devlet?in sorumluluklarını ortadan kaldırmadığının altını çizmektedir. Kötü muameleden ötürü hakkında kovuşturma başlatılan polislerin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aklandıklarını, oysa Yargıtay, yaklaşık iki yıldan beri başvuran tarafından 19 Kasım 2003 tarihinde yapılan temyiz başvurusu hakkında bir karara varmamıştır. Dolayısıyla, olayların meydana gelmesinden sekiz yıl sonra, suçlanan polisler aleyhine başlatılan ceza yargılaması halen Yargıtay?da görülmektedir. Oysa ki, davanın açılmasından sonraki beş yıl içinde nihai bir mahkumiyet kararının bulunmayışından dolayı bu kişiler zamanaşımından faydalanabilirler ( Batı ve diğerleri, adıgeçen, §§ 146-147, ve Selmouni, adıgeçen, §§ 79-80).

AİHM değerlendirmesine sunulan unsurların tümü ışığında ve Hükümet?in açıklamada bulunmayışını dikkate alarak, başvuranların vücudunda saptanan yaralardan Savunmacı Hükümet?in sorumlu olduğu kanaatine varmıştır.

Buna bağlı olarak, AİHM, başvuranın gözaltında bulunduğu sırada, AİHS?nin 3. maddesinde yasaklanan insanlık dışı muameleye maruz kaldığına kanaat getirmiştir.

Sonuç olarak, AİHS?nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS?NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, adil ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak davasının görülmediğinden ve gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımından yararlanamadığından dolayı şikayet etmektedir. Bu itibarla başvuran AİHS?nin 6 §§ 1 ve 3. maddelerine gönderme yapmaktadır.

Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin 2845 sayılı Kanun ve Anayasa?nın 143. maddesi uyarınca düzenlendiklerini hatırlatmaktadır. Bu mahkemeler, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne, demokratik düzene, Anayasa?ya ve Devlet?in güvenliğine karşı işlenen suçlara bakmaya yetkilidir. Ayrıca, 18 Haziran 1999 tarihli ve 4338 sayılı Kanun, Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin kuruluşunu düzenlemiştir, buna göre Devlet Güvenlik Mahkemesi?nde askeri hâkim bulunmayacaktır.

Yargılamanın adilliği ile ilgili olarak, Hükümet, başvuranın savunma haklarını ve başvuru hakkını kullandığı görüşündedir.

A. Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında

AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve bunların AİHS?nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz. adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).

AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet?in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu?nda öngörülen ve cezalandırılan suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi?nde yargılanan başvuranın, aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (Incal ?Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72).

AİHM, başvuranları yargılayıp mahkûm eden Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin AİHS?nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmıştır.

B. Gözaltı süresince avukat bulunmayışı hakkında

AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.

Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM mevcut şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz., diğerleri arasında Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45).

III. AİHS?NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, mahkûm edilmesinden dolayı maddi tazminat olarak 20.000 (yirmi bin) Euro talep etmektedir. Ayrıca başvuran, tutuklu bulunduğu sırada ailesinin maddi olarak kendisine katkıda bulunduğunu açıklamaktadır. Aynı zamanda, manevi tazminat olarak 100.000 (yüz bin) Euro talep etmektedir.

Hükümet bu rakamlara itiraz etmektedir.

Maddi tazminatla ilgili olarak, AİHM başvuranın talebini destekleyecek hiçbir kanıt unsuru sunmadığını gözlemlemektedir (Bkz., mutatis mutandis, Karakoç ve diğerleri-Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Sonuç olarak AİHM bu talebi reddetmektedir.

Buna karşılık, ilgili kişiye hakkaniyete uygun olarak 10.000 (on bin) Euro değerinde manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağına karar vermiştir.

AİHM, bir mahkûmiyet kararının Sözleşme?nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında prensip olarak en uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması olduğu kanaatine varmıştır (Gençel-Türkiye, no:53431/99, §27, 23 Ekim 2003).



B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran yaptığı masraf ve harcamalar için 6.000 (altı bin) Euro talep etmektedir.

Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.

AİHM hakkaniyete uygun olarak, bu alandaki uygulamayı gözönüne alarak başvurana 3.000 (üç bin) Euro ödenmesinin makul olacağına ve ödeme yapılırken bu meblağdan Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 630 (altı yüz otuz) Euro tutarındaki adli yardımın düşürülmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası?nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasının uygulanacağını belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. AİHS?nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;

2. Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden yoksun olması nedeniyle AİHS?nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS?nin 6. maddesine dayanan diğer şikâyetin incelenmesine gerek görülmediğine;

4. a) AİHS?nin 44§2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde , Savunmacı Hükümet?in başvurana ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.?ye çevrilmek üzere,
i. manevi tazminat için 10.000 (on bin) Euro ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 2.370 (iki bin üç yüz yetmiş) Euro ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası?nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM?nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 20 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.



 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100