Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   KURUÇAY/Türkiye Davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


KURUÇAY/Türkiye Davası*


Başvuru no: 24040/04
Strazburg
10 KASIM 2005


OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI

Türk vatandaşı başvuran 1975 doğumludur. Başvurunun yapıldığı sırada, başvuran firariydi.

A. Başvurunun yapılmasına neden olan olaylar

23 Eylül 1997 tarihinde, başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından, yasa dışı silahlı terör örgütü, TIKB?ye (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği) üye olmak suçu nedeniyle on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkum edilmiştir.

Başvuran, Gebze M Tipi Kapalı Cezaevi?nde bulunduğu sırada, uzun süreli bir açlık grevi yapmıştır.

29 Mayıs 2001 tarihinde, sağlık durumu kötüleşen başvuran Gebze Devlet Hastanesi?nde muayene edilmiştir. Aynı gün düzenlenen raporda, başvuranın 33 kilo olduğu, serebeller disfonksiyon ve serebellospastik yürüyüş tespit edildiği belirtilmektedir.

Başvuran, daha sonra Adli Tıp Kurumu (Kurum) 3. İhtisas Kurulu?na ( İhtisas Kurulu) sevk edilmiştir.

4 Haziran 2001 tarihli bir raporla, İhtisas Kurulu, hafıza ve yürüme bozukluğu nedeniyle başvuranda Wernicke-Korsakoff (S-WK) sendromu olduğunu tespit etmiş ve cezasının infazının altı ay süreyle ertelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Aynı gün, Gebze Cumhuriyet Başsavcısı, bu rapora dayanarak ve CMUK?un 399§2 maddesi gereğince ceza infazının ertelenmesi gerektiğini kabul ederek başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.

Başvuran, ailesinin evine yerleşmiştir.

19 Aralık 2001 tarihli bir raporla, İhtisas Kurulu, bir önceki raporun sonuçlarını kabul ederek, başvuranın cezasının infazının, iyileşene kadar ertelenmesi gerektiğini açıklamıştır.

24 Aralık 2001 tarihinde, o sırada davaya bakan Üsküdar Cumhuriyet Başsavcısı, başlangıçta verilen erteleme süresini uzatmıştır.

* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
26 Haziran 2002 tarihli bir raporla, İhtisas Kurulu, Dissosiyatif bozukluk ve Major depresyon şeklinde ortaya çıkan S-WK tanısını doğrulamıştır. İhtisas Kurulu, başvuranda, nistagmus, trunkal ataksi ve yürüme bozukluğu ile beraber serebeller sendrom ve aynı zamanda bradipşisi ve hafıza bozukluğu saptamış, iyileşene kadar, ilgili kişinin cezasının infazının ertelenmesi gerektiği konusunda görüş bildirmiştir.

Ertesi gün, Üsküdar Cumhuriyet Başsavcısı, yeniden hükümlünün infazını ertelemiştir.

Aynı yönde olan 12 Mart 2003 tarihli rapor üzerine, bu arada davanın sevk edildiği Ümraniye Cumhuriyet Savcısı, hükümlünün cezasının 17 Mart 2003 tarihine kadar ertelenmesine karar vermiştir.

Başvuranın annesi, yetkili makamlardan, kızı için Cumhurbaşkanı?ndan af talebinde bulunmuştur.

Ümraniye Cumhuriyet Başsavcısı, Adli Tıp Kurumu?ndan, başvuranın Anayasa?nın 104. maddesi kapsamında olup olmadığı hususunda rapor hazırlamasını istemiştir.

12 Kasım 2003 tarihli bir raporla, başvuran İstanbul Üniversitesi nöroloji biriminde nöropsikoloji testinden geçirilmiş, hafıza bozukluklarında düzelme tespit edilmesine dayanarak İhtisas Kurulu, başvuranın sağlık durumunun af kapsamında olmadığı yönünde görüş bildirmiştir.

Başvuranı muayene edip, testlerden geçirdikten ve kafatası radyografisini çektirdikten sonra, 31 Aralık 2003 tarihli bir raporla, İhtisas Kurulu, başvurucunun rahatsızlığının infazını geciktirecek bir durumun tespit edilmediğini ifade etmiştir.

Bu nedenle, 14 Ocak 2004 tarihinde, Ümraniye Cumhuriyet Savcısı, yakalama emri çıkarmıştır; başvuran firar etmiştir.

13 Şubat 2004 tarihinde, başvuranın avukatı, yakalama emrinin iptal edilmesini ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından yeniden bir sağlık raporu düzenlenmesini talep etmiştir.

20 Şubat 2004 tarihinde, Ümraniye Cumhuriyet Savcısı, bu talebi kısmen kabul ederek, dosyayı Adli Tıp Kurumu?na sevk etmiştir. Adli Tıp Kurumu Yasası?nın 15. maddesi gereğince, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından rapor düzenlenmesini talep etmiştir.

13 Mayıs 2004 tarihinde, başvuranın sağlık dosyasını inceledikten sonra, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu, başvuranın sağlık durumunun ne cezasının infazının ertelenmesini ne de cumhurbaşkanı affını gerektirdiğini açıklamıştır.

16 Haziran 2004 tarihinde, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından hazırlanan raporu gözönüne alarak, yakalama emrinin iptal edilmesi yönündeki talebi reddetmiştir.

B. AİHM?nin soruşturma yapma görevi

1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler

AİHM heyeti Türkiye?de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarda hüküm süren fiziksel koşullar hakkında fikir edinmek maksadı ile başvuranların avukatlarının ve Hükümet temsilcilerinin eşliğinde iki F tipi cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi cezaevini (Tekirdağ ve İstanbul), İstanbul Bayrampaşa H tipi Cezaevi?ni ve bu cezaevinin sağlık hizmet birimini ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaretler sırasında heyet, cezaevi personelinin yanısıra bu kurumlardaki savcı ve görevli doktorlarla görüşmüşlerdir.

Heyetin Bayrampaşa Cezaevi ve bu cezaevinin sağlık birimini ziyareti sırasında kendisine bilirkişi kurulu da eşlik etmiştir.

Bu görevi kapsamındaki elli üç başvuranın on yedisi ile görüşen heyet, 7 Eylül 2004 tarihinde başvuranla da konuşmuştur.

2. Bilirkişi kurulu tarafından yürütülen tıbbı muayeneler

AİHM bilirkişi kurulunu, başvuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, şayet bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaşamına uyum sağlayabileceğini belirlemekle görevlendirmiştir. Bilirkişi kurulu ayrıca gerekirse Türk Adli Tıp Kurumu?nun hazırlamış olduğu başvuranın sağlık dosyasını incelemekle görevlendirilmiştir.

Bu bağlamda uzmanlar kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Kurumu?nun tanısına uygun olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu?nda görülenlerle aynı olduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.

Buradan hareketle uzmanlar kurulu, mahkumlarda sık rastlanan olası aşırı yükleme ya da temaruz öğelerini açığa çıkarmak ve hem nörolojik hem de nöropsikolojik alanda ileri sürülen WK-S?nin gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart sağlık muayenelerine başvurmaya karar vermiştir.

Sağlık muayeneleri Hükümet?in bu amaçla belirlediği İstanbul Çapa Üniversitesi Hastanesi?nde 8-11 Eylül 2004 tarihleri arasında gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıştır.

Başvuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmiştir.

AİHM bilirkişi kurulunun sağlık raporunda varılan sonuçlar genel olarak sözü edilen Tekin Yıldız kararında dile getirilmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. BAŞVURUNUN KABULEDİLEBİLİRLİĞİ HAKKINDA

A. Tarafların Savları

1. Hükümet

Hükümet, başvuranın AİHM önünde dile getirdiği durumu, iç mahkemelerin düzeltmelerine olanak vermediği gerekçesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. CMUK?un 402. maddesi, mahkumiyet cezasının infaz edilmesi hususunda şüphe olması durumunda, ilgili kişi bu alanda bir karar alınması için hakime başvurabilir. Oysa ki başvuran bu yola başvurmamıştır. Ayrıca CMUK?un genel hükümlerine uygun olarak, verilen yakalama emrine itirazda bulunmamıştır.

Hükümet ayrıca, belirtilen elli üç dava kapsamında iletilen içtihatlara da gönderme yapmaktadır. Bu davalarda, benzer durumlarda yakalama emrinin iptal edilmesi kararı ya da CMUK?un 402. maddesinin uygulanmasıyla hakimin ilgili kişinin serbest bırakılması emrinin verilmesi dile getirilmektedir.

2. Başvuran

Başvuran, Hükümet?in itirazlarına cevap vermemekte fakat şikayetlerini sürdürmektedir.

B. AİHM?nin takdiri

AİHM, yukarıda belirtilen soruşturma görevine konu olan elli üç dava kapsamında Hükümet tarafından sunulan örneklerin incelenmesinden sonra, bunların yalnızca Adli Tıp Kurumu?nun ilgili kişinin cezasının infazının ertelenmesi yönünde görüş bildirdiği davalara ilişkin olduğunu gözlemlemiştir. Bu örneklerde, Adli Tıp Kurumu Kanunu?nun 23-C § 3 maddesinde Kurum?un kararlarının, mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki yetkilerini kısıtlamadığı belirtildiğinden (bkz., Tekin Yıldız kararı, § 46), gerek ilk derece mahkemesinde gerekse yapılan itiraz üzerine davaya bakan hakim, Cumhuriyet Savcısı tarafından çıkarılan yakalama müzekkeresinin kaldırılmasına ya da duruma göre ilgili kişinin salıverilmesine karar vermektedir.

Bu örneklerde ayrıca, ilgili kişinin lehindeki bir sağlık raporundan çıkartılacak hukuki sonuçlar konusunda ilk merci (Cumhuriyet Savcısı) ve ikinci merci (hakim) arasında görüş ayrılığı bulunması durumu da sözkonusudur.

Mevcut davada ise Adli Tıp Kurumu, başvuranın cezasının infazının ertelenmesi yönünde görüş bildiren bir rapor sunmamıştır. İhtisas Kurulu?nun 12 Kasım 2003 ve 31 Aralık 2003 tarihli raporların sonuçları, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından onaylanmış ve böylece başvuran ertelene tedbirinin yanı sıra ve Cumhurbaşkanı affından da yararlanamamıştır.

Bunlar gözönüne alındığında, AİHM, Hükümet?in itirazını kabul edemez.

AİHM, tarafların ileri sürdüğü argümanların tümünün ışığı altında, başvurunun olaylar ve hukuk açısından, esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi sorular ortaya koyduğu kanaatindedir; sonuç olarak, başvuru AİHS?nin 35 § 3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. AİHM başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulmadığından başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.

II. AİHM?NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, hiçbir bilimsel değeri olmayan bir sağlık raporuna dayanılarak cezasının infazının ertelenmesinin iptal edildiğini belirtmektedir. Başvuran yakalandığı WK-S dile getirerek yeniden cezaevine konulması durumunda, AİHS?nin 3. maddesinin ihlal edileceğini ileri sürmektedir.
A. Tarafların savları

1. Hükümet

Hükümet ceza infaz kurumlarındaki koşulların uygun olduğunu belirterek, tutuklu ve hükümlülerin öncelikle sözkonusu infaz kurumunda, yoksa bir hastanede tıbbi bakımdan yararlandıklarını belirtmektedir.

Hükümet?e göre başvuran aynı zamanda etkili bir adli tıp ve hukuk sisteminden de yararlanmış, iyileşinceye kadar serbest bırakılmıştır. Başvuran iyileştiğinden, tekrar cezaevine konulmalıdır.

Hükümet 1996 ve 2000 yıllarında cezaevlerinde toplu olarak başlatılan açlık grevlerinden bahsederek, 2185 tutuklu ve hükümlünün muayene edildiğini, 691?inin Adli Tıp Kurumu?na sevk edildiğini, aralarından 140?ının Cumhurbaşkanı affından, 87?sinin ise ceza ertelemesinden yararlandığını belirtmektedir. Adli Tıp Kurumu?nun baskı altında olduğu ve 2003 yılındaki raporlarında kökten değişikliğe gittiği yönlü iddia da dayanaktan yoksundur, çünkü 2003 yılının Ocak ayından sonra 245 kişi, 2004 yılında ise 10 kişi Adli Tıp Kurumu?nun raporlarına göre ertelemeden yararlanmıştır.

Hükümet özellikle Papon-Fransa ((no: 1) (karar), no: 64666/01, CEDH 2001-VI) kararına ve Pretty-Birleşik Krallık (no: 2346/02, CEDH 2002-III) kararına gönderme yaparak, başvuranın yeniden hapsedilmesinin, her ne olursa olsun, AİHS?nin 3. maddesi kapsamına girecek kadar ciddi seviyede bir muamele teşkil etmeyeceğini, zira ilgili kişinin durumunun, ne kadar üzücü olsa da, yetkili mercilere atfedilebilecek bir fiil veya ihmalkarlıktan kaynaklanmadığını savunmaktadır.

Hükümet, İhtisas Kurulu?nun raporunun incelenmesinde, bu raporda yer alan sonuçların Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından hazırlanan 31 Aralık 2003 tarihli sağlık raporundaki sonuçlarla aynı olduğunu belirtmektedir. Bu raporda, başvuranın cezaevi ortamında koltuk değneği yardımıyla yaşayabileceğini belirtilmektedir. Başvuran tarafından sunulan video kaydı zaten bu kapasitede olduğunu ortaya koymaktadır.

2. Başvuran

Başvuran, Hükümet?in savına karşı çıkmakta ve şikayetlerini sürdürmektedir. Başvuran, 20 Mayıs 2004 tarihli İnsan Hakları Derneği?nden alınan ve maruz kaldığı muameleleri özetleyen bir belge sunmaktadır. Başvuran iyileşmediğini, kaçtığından dolayı tedavisine devam edemediğini ileri sürmektedir. Bu nedenle sağlık durumunun, cezaevi koşullarına uygun olmadığını belirtmektedir.

B. AİHM?nin takdiri

AİHS?de ne özgürlüğünden yoksun bırakılmış ne de hasta kişilerin durumuna ilişkin özel bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düşen yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşulları nedeniyle daha da şiddetlenir veya şiddetlenme riski taşırsa, tek başına AİHS?nin 3. maddesi kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve Pretty kararı ve bu metinlerde yer alan göndermeler).

Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini, tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aşacak şiddette bir sıkıntı veya zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek şekilde, insan onuruyla bağdaşır tutukluluk koşullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilişkin gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de yeterli bir şekilde sağlanmalıdır (Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).

AİHS?de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına ilişkin herhangi bir ?genel yükümlülük? belirtilmemişse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi?ne Üye Devletler nezdinde AİHS?nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elverişlilik sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teşkil etmektedir (bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-Birleşik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII).

Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaşamına uygun olmayan ya da hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutulu bulundurulması, AİHS?nin 3. maddesi çerçevesinde sorunlara neden olabilir.

AİHM, davayı incelemeye başlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin cezalarının infazı konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını dikkate almıştır. AİHM, Türk mevzuatının ulusal mercilere tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu, serbest bırakılma veya cezanın ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler, Cumhurbaşkanı?na mahsus olan sağlık gerekçesiyle af yoluna başvurmanın yerini almaktadırlar.

AİHM, bu işlemlerin ilk bakışta Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meşru gereklilikleriyle bağdaştırması gereken tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin korunması için uygun güvenceleri oluşturduğuna kanaat getirmektedir.

Mevcut davaların özel bağlamında, geçmişte Türkiye?nin 1996 ve 2000 yıllarında F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek amacıyla başlattıkları açlık grevleri karşısında, bazı vakaların WK-S olduğu düşünülen beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel bozuklukları olan kişilerin tutulu bulundurulmaları sorunuyla karşı karşıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hasta olan tutukludan birçoğu sağlık gerekçesiyle serbest bırakılmıştır. Hiç kuşkusuz yetkili merciler bu şekilde tutulu bulundurmanın, toplumun korunması gerekçesiyle haklı gösterilemeyeceğine kanaat getirmişlerdir.

Bu durumda, yukarıda belirtilen açlık grevlerine katıldığı anlaşılan başvuran, Türk hukukunun tanımış olduğu olanaklara ulaşabilmiş ve özgürlüğü kısıtlayıcı cezasını çekmeye tıbben elverişli olduğu belirtilene kadar ve 14 Ocak 2004 tarihinde aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılana kadar bu olanaklardan faydalanmıştır.

Bu konuyla ilgili olarak, AİHM, 4 Haziran 2001 tarihinde, İhtisas Kurulu?nun raporuna dayanarak, Gebze Cumhuriyet Savcısı?nın WK-S olan başvuranın cezasının infazının ertelenmesine karar verdiğini not etmektedir.

Böylece, CMUK?un 399§2. maddesi gereğince, başvuran, gerekli tıbbi bakımı alması ve günlük hayatının devam ettirebilmesi için ailesinin yanında kalmak üzere geçici olarak serbest bırakılmıştır.

Esasında, sözkonusu yakalama müzekkeresinin temelini oluşturan rapor hazırlanana kadar gerçekleştirilen bütün sağlık muayeneleri yalnızca tespit edilen ilk WK-S tanısının doğrulanması yönünde olmuştur. Yürüme ve hafıza bozukluğunun görüldüğü hastanın sağlık durumunun tutukluluk durumu ile bağdaşmadığı sürekli olarak dile getirilmiştir (ibidem). AİHM bu tespitleri tartışma konusu yapılmasını gerektirecek hiçbir unsur tespit etmemektedir ( Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269, s.17, §§ 29-30).

İzleyen nedenlerden dolayı, AİHM aynı zamanda, bu tespitlerin tartışma konusu yapılmasını sağlayacak hiçbir gelişmenin sonradan gerçekleşmediği konusunda ikna olmuştur.

Esasında, başvuranın özgürlükten yoksun bırakıcı bir ceza çekebileceğinin belirtildiği Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu?nun hazırladığı rapordan dört ay sonra, 11 Eylül 2004 tarihinde, başvuran AİHM bilirkişi kurulu tarafından muayene edilmiştir.

Bilirkişi kurulu, başvuranın beyinciğinde statik olduğu kadar da kinetik bozukluk olduğunu tespit etmiştir.

Sonuç olarak, bilirkişi kurulu oybirliğiyle, Kuruçay?ın, günlük hayata özgü davranışlarda bulunmasına ve yürümesine engel teşkil eden WK-S rahatsızlığında görülen nörolojik bozuklular yaşadığını ve bu nedenle de bu rahatsızlıkların hastalığını cezaevinde çekmesini engelleyecek nitelikte olduğuna karar vermiştir.

Mevcut olayın Hükümet?in atıfta bulunduğu Papon davasıyla kıyaslanamaz olduğu görüşündedir. Çünkü Papon davasında Papon?nun genel sağlık durumunun, -hiçbir bağlılık belirtisi göstermediğini, bilincinin yerinde ve iyi olduğunu ve düzenli olarak gözetim altında olduğu, ceza infaz kurumunun sağlık ya da paramedikal personeli tarafından ya hastane ortamında muayene çerçevesinde tıbbı bakım yapıldığı- belirtilmiştir. Bu noktada ve başvuranın hapsedilmesi durumunda tıbbı bakımın bulunmayışından şikayetçi olmamasına rağmen, Hükümet?in başvuranın hapsedilmesi durumunda başvurana tanınacak olan tedavinin uygun olup olmadığını ya da mahiyetini destekleyecek yönde bilgi verebilecek durumda olmadığının altını çizmekte fayda vardır.

Bu şartlar altında, Hükümet?in belirttiğinin aksine, AİHM, 31 Aralık 2003 ve 13 Mayıs 2004 tarihli raporların aykırı olarak, değişmeyen sağlık durumuna rağmen Kuruçay?ın olası bir hapsedilme durumunun AİHS?nin 3. maddesinin uygulama alanına girecek kadar ciddiyet seviyesine ulaşması için yeterli olduğu kanaatindedir.

Esasen bu durum ancak, Türkiye?de geçerli olan ve olayların meydana geldiği dönemde uygulamadaki zayıflığı açığa çıkan koruma mekanizmasının işleyişindeki bozuklukla açıklanabilir.

Benzer durumlar, AİHS?nin 3. maddesi bakımından, başvuranın hastalığının kökenindeki olayların gelişiminde kendilerinin hiçbir hatalarının bulunmadığını iddia edemeden Devletin yetkili mercilerinin sorumluluğunu gündeme getirebilir. Esasen başvuranın uzun süreli açlık grevine başlama kararı verirken kendisine yapmış olabileceği kötülük her ne olursa olsun, bu hiçbir şekilde, AİHS?nin 3. maddesi bakımından Devletin sözkonusu kişiler karşısındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz (konuya ilişkin diğer tartışmalar için, bkz., Nevmerjitsky-Ukrayna, no: 54825/00, §§ 82-106, 5 Nisan 2005).

Kısaca AİHM, değişmeyen sağlık durumunu ve 31 Aralık 2003 ve 13 Mayıs 2004 tarihli raporları gözardı ederek 14 Ocak 2004 tarihinde başvuranı yeniden hapsetmeye karar veren ulusal mercilerin, AİHS?nin 3. maddesinin gerektirdikleri ile uyum içinde hareket etmiş olarak kabul edilemeyecekleri ve başvuran hakkında çıkartılan aynı tarihli yakalama müzekkeresinin yürütülmesi halinde, Savunmacı Devlet?in 3. maddeyi ihlal etmiş olacağı görüşündedir.

Başvuranın, yakalama müzekkeresi çıkarıldıktan bu yana hapsedilmemiş olmasından herhangi bir sonuç çıkarılmaz, zira bu durum sadece olayların ciddiyetini artıracaktır.

AİHM ulaşılan bu sonucun, başvuranın sağlık durumunda hapis cezasına dayanabilecek kadar net bir değişiklik olmadan, gelecekte Türk makamları tarafından yeniden hapsedilmesine karar verilmesi durumunda da zorunlu olarak aynı olacağını vurgulamaktadır. AİHM, bu amaçla uygun tedbirleri öngörme sorumluluğunu Türk Devleti?ne bırakmaktadır.

III. AİHS?NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran herhangi bir maddi zarar iddiasında bulunmamakta, buna karşılık manevi zarar için 50.000 Euro (elli bin) tutarında tazminat talep etmektedir.

Hükümet talep edilen bu tutarın haksız ve fahiş tutarda olduğu kanaatindedir.

AİHM, başvuranın, yakalama müzekkeresi çıkarılması nedeniyle kendisini büyük bir sıkıntı içinde hissetmiş olabileceğini ve yalnızca bu kararın sonucuyla giderilemeyecek bir manevi zarara maruz kalmış olduğu kanaatindedir (bkz., Mokrani-Fransa, no: 52206/99, §§ 36 ve 43, 15 Temmuz 2003).

AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana bu açıdan 3.000 (üç bin) Euro ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran avukatlık ücretleri ile çeviri, iletişim ve posta masrafları için 5.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet kanıtlayıcı belge olmadan bu talebin reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.

AİHM?nin bu konudaki içtihadına göre, başvuranlar ancak yaptıkları masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduklarında sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir. AİHM, elindeki unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak, 2.000 (iki bin) Euro?dan Avrupa Konseyi tarafından verilen 715 (yedi yüz on beş) Euro tutarındaki adli yardım düşülerek, kalan meblağın başvurana ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.

Belirlenen tutar ödeme tarihinde Yeni Türk Lirası?na (YTL) çevrilecek ve başvuran veya yasayla yetkili kılınmış bir vekili tarafından belirtilen banka hesabına yatırılacaktır.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası?nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM ,

1. Oybirliğiyle başvurunun kabuledilebilir olduğuna,

2. Oybirliğiyle, başvuranın sağlık durumunda hapis cezasına dayanabilecek kadar net bir değişiklik olmadan yeniden hapsedilmesi durumunda, AİHS?nin 3. maddesinin ihlal edileceğine,

3. a) AİHS?nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL?ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:

i. ikiye karşı beş oyla, manevi tazminat için 3.000 Euro (üç bin) ödenmesine;
ii. oybirliğiyle masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin) Euro?dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715 (yedi yüz on beş) Euro tutarındaki adli yardım düşülerek kalan miktarın ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası?nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

4. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine.

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü?nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

Kararın ekinde AİHS?nin 45§2. maddesi ve AİHM İç Tüzüğü?nün 74§2. maddesine uygun olarak Sn. Caflish ve Türmen?in kısmi muhalefet şerhleri yer almaktadır.

 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100