Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   DİNDAR/Türkiye Davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


DİNDAR/Türkiye Davası*

Başvuru no:32456/96
Strazburg
20 Aralık 2005


OLAYLAR

Davanın Koşulları

Başvuran 1941 doğumlu olup İzmir?de ikamet etmektedir.

A. Davaya neden olan olaylar

7 Mayıs 1992 tarihinde başvuran, işyeri için kiralık bir yer arayan A.E.?ye Cumhuriyet Bulvarı?ndaki bir büroyu göstermek amacıyla gayrimenkul kiralama başvuru belgesi imzalatmış, A.E. burayı beğenmeyerek Vasıf Çınar bulvarındaki büroyu kiralamıştır. Başvuran bunun üzerine imzalattığı başvuru belgesine dayanarak A.E.?den komisyon bedeli talep etmiş, A.E.?nin Vasıf Çınar bulvarındaki gayrı menkulün sahibi N.P. ile kira sözleşmesi yaptığını ve kendisinin burayı gösterdiğini ileri sürmüş ve A.E.?den şikayetçi olmuştur.

Buna karşılık A.E. başvuranın V.Çınar bulvarındaki yeri kendisine hiçbir zaman göstermediğini belirterek başvuranı kira sözleşmesi üzerinde tahrifat yapmakla suçlamıştır.

B. Başvuran aleyhine başlatılan cezai soruşturma

30 Kasım 1992 tarihli iddianame ile Cumhuriyet Savcısı Türk Ceza Kanunu?nun 345. maddesine dayanarak başvuranı evrak üzerinde sahtekarlık ve tahrifat yapma suçu ile itham etmiştir.

30 Aralık 1993?te Ağır Ceza Mahkemesi TCK?nın 345. maddesi gereğince başvuranı 3.000.000 T.L. para cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay 30 Aralık 1993 tarihli kararda usul hatası olduğu gerekçesiyle kararı bozarak dava dosyasını esasa bakan hakimlere geri göndermiştir.

Başvuran 29 Aralık 1994 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi önünde tanıklarının dinlenmesi yönündeki talebini yinelemiş ve sunduğu bilirkişi raporuna dayanılarak beraat etmesi gerektiğini, şayet bu rapor inandırıcı bulunmamışsa karar veremeden önce yeniden inceleme yapılması gerektiğini belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısı ise olayların yeterince açık olduğunu belirtmiştir.

Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısının mütalaasına ve 30 Aralık 1993 tarihli karara dayanarak başvuranı yeniden mahkum etmiştir.

* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
Başvuran, Yargıtay?a yaptığı başvuruda, ilk derece mahkemesinde sunduğu argümanları dile getirerek, yeniden duruşma yapılmasını talep etmiş, delil sunma hakkı tanınmadan ve savunma haklarına riayet edilmeden mahkum edildiğini iddia etmiştir.

27 Haziran 1995 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı esas hakkındaki mütalaasını bildirmiş ve temyiz başvurusunun reddedilmesini talep etmiştir. Bu görüşler başvurana tebliğ edilmemiştir. Bununla birlikte Yargıtay CMUK?un 318. maddesi uyarınca ve temyizine gidilen kararda duruşma yapılmasını gerektirecek bir suç bulunmadığından başvuranın duruşma talebini reddetmiştir.

28 Eylül 1996 tarihli bir kararla Yargıtay bütün hükümleriyle beraber temyizine gidilen kararı onaylamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS?NİN 6 § 1 VE 3. MADDESİNİN b) BENDİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı?nın davanın esasına ilişkin mütalaasının kendisine tebliğ edilmemiş ve talep ettiği duruşmalanın yapılmamış olmasından dolayı şikayetçi olmaktadır. Bu itibarla savunma hakkını güvence altına alan AİHS?nin 6 §1 ve 3. maddesinin b) bendine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet öncelikle Yargıtay?ın kendisine yapılan her başvuru için duruşma yapmasının mümkün olmadığını ifade etmekte ve CMUK?un 318. maddesi uyarınca yalnızca Yargıtay?ın duruşma yapılıp yapılmayacağına karar vermekle yetkili olduğunu belirtmektedir. Hükümet sunduğu ek görüşlerinde, yargıya tabi kişilere Cumhuriyet Başsavcısı?nın mütalaasının resen tebliğ edilmesini öngören, 2 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe giren kanuna dikkat çekmiştir.

AİHM, davacı ve davalının karşılıklı olarak iddia ve delillerini mahkemeye ibraz ettikleri muhakeme usulünün, mahkeme kararını etkilemek amacıyla- bu davada Cumhuriyet Başsavcısı gibi-, bağımsız hukuk memuru tarafından hakime sunulan her türlü belge ya da görüşlerin taraflara tebliğ edildiği ve tartışıldığı bir ceza ya da hukuk davası hakkını gerektiren bir hak olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye [GC], no: 36590/97, § 55, CEDH 2002-V).

AİHM, mevcut davada Göç-Türkiye davasında verdiği karardan ayrılmasını gerektirecek hiçbir neden görmemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı?nın, başvuran tarafından yapılan başvurunun esasına ilişkin mütalaasının tebliğ edilmemesi hususunda, iki davadaki olaylar birbiriyle benzemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın yerinde olduğunu ifade eden mütalaasını yazılı olarak bildirmiştir. O halde ifade ettiği görüşü, Yargıtay kararını etkileyecek yönde olmuş ve başvurana tebliğ edilmemiştir (Karşılaştırın Göç, ibidem, adıgeçen, ve J.J.-İngiltere, 27 Mart 1998 tarihli karar, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-II, s. 613, § 43).

AİHM ayrıca, Yargıtay?da duruşma yapılmamış olmasından dolayı, başvuranın Cumhuriyet Başsavcısı?nın mütalaasını sözlü olarak dinleme olanağına sahip olmadığını gözlemlemektedir. Esasında başvuran, temyiz başvurusundan Yargıtay kararının alınmasına kadar, Cumhuriyet Başsavcısı?nın kendi davasına müdahalesinden haberdar edilmemiştir. Bu tespit, AİHM?nin, Kress davasında başvurana tanınan güvencelerin mevcut davada başvurana tanınmamış olmasından dolayı, 6§1 maddesinin ihlal edilmediğini belirten kararından ayrılmasına neden olmaktadır (aynı şekilde, Göç, adıgeçen, § 56).

Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı?nın tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmemiş olmasının bu mahkeme önünde duruşma da yapılmamış olmasıyla birleşmesi nedeniyle AİHS?nin 6 §§1 ve 3. maddesinin b) bendi ihlal edilmiştir.

II. AİHS?NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

AİHS?nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.

A. Tazminat

Başvuran manevi tazminat olarak 20.000 Euro (yirmi bin) talep etmektedir.

Hükümet bu miktarın aşırı olduğunu ifade etmekte ve ihlal kararının tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli olduğunu belirtmektedir.

AİHM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı?nın mütalaasının başvurana tebliğ edilmemiş olmasının bu mahkeme önünde duruşma da yapılmamış olmasıyla birleşmesi nedeniyle AİHS?nin 6 § 1 ve 3. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir. Hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro ( bin ) tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran masraf ve harcamalar için 3.600 Euro (üç bin altı yüz) talep etmektedir.

Hükümet bu tutarın aşırı oldu kanaatindedir.

AİHM, AİHS?nin 41. maddesi açısından, ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır.

Bununla birlikte AİHM başvuranın ulusal mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin hiçbir belge sunmadığını not etmektedir. Bu nedenle herhangi bir ödemenin yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.

Mevcut davayla ilgili olarak yapılan masraf ve harcamalar için, AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro ( bin ) ödenmesine ve ödeme yapılırken bu meblağdan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 790 Euro ( yedi yüz doksan ) tutarındaki adli yardımın düşürülmesine karar vermiştir.

C. Gecikme faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası?nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.




BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE

1. AİHM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı?nın tebliğnamesinin başvurana tebliğ edilmemiş olmasının, bu mahkeme önünde duruşma da yapılmamış olmasıyla birleşmesi nedeniyle AİHS?nin 6§§1 ve 3. maddesinin ihlal edildiğine;

2. a) AİHS?nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL?ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:

i. manevi tazminat için 1.000 Euro (bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro?dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 790 (yedi yüz doksan) Euro tutarındaki adli yardım düşülerek kalan miktarın ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası?nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

3. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine

karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM?nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 20 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100