Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   EŞİDİR VE DİĞERLERİ - Türkiye Davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


EŞİDİR VE DİĞERLERİ - Türkiye Davası*


Başvuru no: 54814/00)
Strazburg
11 Ekim 2005


OLAYLAR

İlk dört başvuran sırasıyla 1942, 1973, 1963 ve 1969 doğumlu ve Bolu, Van, Muş ve Siirt?te ikamet etmektedir. Son iki başvuran 1959 doğumlu olup, Diyarbakır?da ikamet etmektedir.

Olayların meydana geldiği dönemde başvuranların hepsi siyasi bir parti olan Halkın Demokrasi Partisi?nin (HADEP) Bolu il teşkilatı kurucu üyesiydi. Vahap Eşidir, Mehmet Sıddık Aksaç, Nihat Yaşlı ve Mehmet Ersin Derince partinin aktif idari kurulu üyesi, Kenan Ayaz, il teşkilatı sorumlusu ve Zeki Başar gençlik teşkilatı üyesiydi.

Başvuran Kenan Ayaz 17 Eylül 1997 tarihinde, başvuranlar Vahap Eşidir, Mehmet Sıddık Aksaç, Nihat Yaşlı ve Mehmet Ersin Derince ise 23 Eylül 1997?de ve Zeki Başar 24 Eylül 1997?de yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Ev ve işyerlerinde aramalar düzenlenmiş, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yetkili hakimi gözaltı sonrasında başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

DGM, 6 Mayıs 1998 tarihli kararında, TCK?nın 169. maddesinin uygulanmasına istinaden bölücü bir çeteye yardım ve yataklık etme suçundan başvuranların her birini üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmış ve üç yıl süreyle kamu hizmetinden men etmiştir. DGM, başvuranların eylemlerini genel olarak değerlendirmiş, HADEP bünyesinde partinin yerel şubesinin duvarlarına silahlı çete liderlerinin resimlerini asmak, bölücü çetenin inisiyatifiyle kurulan televizyon kanalından yayınlar yapmak ve parti üyesi olmayan gençleri bu yayınları izlemeye davet etmek suretiyle gerçekleştirilen bu faaliyetlerin bölücü silahlı bir çetenin eylemlerini kolaylaştırdığı tespitinde bulunmuştur. Adıgeçenler aynı zamanda ellerinde çeşitli yayınlar bulundurmuşlar, güvenlik güçleri ile çıkan çatışmada ölen çete üyelerinin fotoğraflarını takvimlere başmışlar, silahlı çetenin propagandasını yapan yayınlar yapmışlar, parti panolarında PKK?nın renkleri olan kırmızı, sarı, yeşil renkleri kullanmışlardır. DGM, gerekçelerinde video kaset görüntülerindeki bazı bölümlerden ve yayınlarda kullanılan kimi ifadelerden alıntılar yapmıştır.

Başvuranlar Yargıtay?da temyize giderek bir duruşma yapılması talebinde bulunmuşlar, Kürtçe kanıtların yeminli Türk tercümanlar tarafından tam olarak doğru çevrilmediğini ileri sürmüşlerdir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 14 Aralık 1999 tarihli duruşma sırasında temyize ilişkin mütalaalarını sunmuş ve yapılan talebi reddetmiştir. Duruşma sonunda Yargıtay DGM?nin 6 Mayıs 1998 tarihli kararını onamıştır.

* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
HUKUK AÇISINDAN

I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA

A. AİHS?nin 6. maddesi

Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin «tarafsız ve bağımsız» bir mahkeme olmadığını, bünyesinde askeri hakimi bulundurması nedeniyle hakkaniyete uygun bir yargılamayı güvence altına alamayacağını ileri sürmektedirler.

Başvuranlar aynı zamanda, bir yanda Kürtçe delillerin çevirisinin yeminli tercümanlar tarafından tam olarak yerine getirilmemesi, diğer yanda savunmalarını zamanında etkili bir şekilde hazırlamalarına mahal verecek Yargıtay Cumhuriyet Savcısı?nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi doğrultusunda adil bir yargılanma yapılmadığını öne sürmektedirler.

Başvuranlar bu yönde AİHS?nin 6 §§ 1. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.

Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AİHS?nin 35. maddesi uyarınca DGM?nin yapısına dair itirazın Mahkemece reddedilmesi gerektiğini savunmuş, sözkonusu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin şikayetle ilgili olarak iç hukukta nihai kararın yine bu mahkeme tarafından alındığını eklemiştir. Hükümet, olayların meydana geldiği dönemdeki iç hukuka göre ne DGM?nin ne Yargıtay?ın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısına ilişkin görüş bildirme yetkisine sahip olduğunu belirterek, başvuranların iç hukuk yollarının yetersiz olduğuna kanaat getirdiği andan itibaren altı ay içerisinde yani DGM?nin 6 Mayıs 1998 tarihinde aldığı kararından itibaren başvuruda bulunması gerektiğinin altını çizmektedir. Hükümet bu yönde Mahkeme?nin yerleşik içtihadına göndermede bulunmaktadır (Bkz.Kalan-Türkiye kararı no: 73561/01, 2 Ekim 2001).

AİHM, Özdemir-Türkiye (no:59659/00 § 26, 6 Şubat 2003) davasındaki benzer itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM, bu sonucu değiştirecek hiçbir gerekçe görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.

AİHM, mahkemenin bu yöndeki içtihatları (Bkz. Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VII) ve mahkemeye sunulan unsurlar ışığında bu şikayetlerin esas bakımından incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir. Başvurunun kabuledilemez bulunması için bir gerekçe tespit edilmemiştir.

B. AİHS?nin 9., 10., ve 11. maddeleriyle birlikte 14. maddesi

Başvuranlar mahkumiyetlerinin düşünce, ifade ve dernek kurma özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğunu ileri sürmekte ve bu noktada AİHS?nin 9., 10., ve 11. maddeleriyle birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.

AİHM, bu şikayetlerin 10. madde başlığı altında 14. maddeyle birlikte incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir.

Hükümet, yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerin ve kayıtların basit, zararsız ve barışçıl bir düşüncenin ifadesini değil, en ince ayrıntısına kadar hazırlanan bir bölücülük propagandasını amaçladığını savunmaktadır. Zana-Türkiye kararına (25 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, s. 14, § 58) atıfta bulunan Hükümet, ele geçirilen belgelerin ve görsel-işitsel kayıtların şiddeti ve düşmanlığı teşvik ettiğini ve başvuranların mahkumiyetlerinin bu noktada demokratik bir toplum için gereklilik arz ettiğini eklemektedir.

AİHM, ulusal yargı mercilerinin başvuranların silahlı bir çete tarafından sürdürülecek mücadeleyi öven, görsel-işitsel kayıtlar yoluyla bu yasadışı örgüte destek vermeye hazır olduklarını belirtir faaliyetlerini genel olarak değerlendirmesinin ve tespitinin ardından gerekçelerini TCK?nın 169. maddesine dayandırdığını not etmektedir.

Mahkemeye sunulan unsurlar ışığında AİHM, başvuranların düşüncelerini ifade etmeleri veya bir toplantıya katılmaları nedeniyle değil, Türk hukukunda «terörist» olarak nitelendirilen yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri için mahkum edildiklerini gözlemlemektedir. Bu nedenle ilgililerin mahkumiyeti 10. maddede yer alan haklara yönelik bir müdahaleyi oluşturmamaktadır (Bkz.diğerleri arasında Kılıç-Türkiye kararı no: 48498/98, 8 Temmuz 2003, Aksaç-Türkiye kararı, no: 41956/98, 15 Ocak 2004, ve Şirin-Türkiye kararı, no: 47328/99, 27 Nisan 2004).

4. maddenin bu açıdan ayrı tutulmasını gerektirecek hiçbir durum mevcut değildir.

Başvurunun bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AİHS?nin 35 §§ 3. ve 4. maddesinin uygulanmasına istinaden reddedilmesi gerekmektedir.

II. ESAS HAKKINDA

1. Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında

Hükümet bir ihlalin olduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.

AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS?nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).

AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra başvuranların aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin «ulusal güvenliğe» dayalı olarak yapmış olduğu yargılama konusunda endişe duymalarının anlaşılabilir olduğu tespitinde bulunmaktadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucuna varmalarına neden olmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (sözü edilen Incal kararı s. 1573, § 72 ).

AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin 6 § 1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır.

Bu nedenle AİHS?nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

2. Yargı Sürecinin adilliği hakkında

AİHM, daha önce de benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kişilere her halükârda adil bir yargılamayı garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.

Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti ışığında, Mahkeme mevcut şikayeti incelemeyi gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).

III. AİHS?NİN 41. MADDESİ?NİN UYGULANMASI

A. Tazminat

Başvuranlar maddi bir zarara maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler. V. Eşidir 40.000 Euro, Z.Başar, Kenan Ayaz, Nihat Yaşlı, M.E. Derince ve S. Aksaç?ın her biri 30.000 Euro?ya denk düşen gelir kaybına uğradığını iddia etmektedir.

Başvuranlar ayrıca manevi tazminat talebinde bulunmaktadırlar. V. Eşidir 25.000 Euro, Z.Başar, Kenan Ayaz, Nihat Yaşlı, M.E. Derince ve S. Aksaç?ın her biri 15.000 Euro talep etmektedir.

İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki sürecin Sözleşme?nin ihlali meydana gelmeseydi nasıl sonuçlanacağına ilişkin bir yargıda bulunamayacağından başvuranlara bu yönde bir tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir. (Findlay-İngiltere kararı, 25 Şubat 1997, s.284, § 85).

Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, olayların mevcut koşulları dikkate alındığında ihlal kararının tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna karar vermiştir. (Sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).

Sözleşme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mevcut davadaki gibi hususi bir mahkumiyet kararı alındığında, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi oluşturur (Bkz. Öcalan-Türkiye Büyük Daire kararı, no: 46221/99, AİHM 2005-...).

B. Masraf ve harcamalar

Başvuranlar iç hukukta ve AİHM yetkili organları nezdinde yapmış oldukları masraf ve harcamalar için 13.250 Euro talep etmektedirler. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde Ankara Barosu?nun avukatlık ücreti tarifesini sunmaktadırlar.

AİHM, başvuranların Sözleşme?ye ilişkin şikayetlerini kısmi olarak ortaya koyduklarını ve AİHS?nin 41. maddesi uyarınca yalnızca yapılan masraf ve harcamaların gerçekten yapıldığı ve gerekli olduğu hallerde bir ödeme yapıldığını hatırlatmaktadır. AİHM, makul olarak tüm harcamalar için başvuranlara toplam 1.500 Euro verilmesini kararlaştırmıştır.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası?nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,


1. AİHS?nin 6. maddesine ilişkin yapılan şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS?nin 9.,10.,11., maddeleriyle birlikte 14. maddesine yönelik şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;

3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi?nin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS?nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

4. AİHS?nin 6. maddesine dair diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;

5. Mevcut kararın manevi zarar için başlı başına adil tazmini oluşturduğuna;

6. a) AİHS?nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.?ye çevrilmek suretiyle, masraf ve harcamalar için Savunmacı Hükümetin başvuranlara toplam 1.500 (bin beş yüz) Euro?yu ödemesine;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;

7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM?nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 11 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100