Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   ABDULLAH AYDIN /Türkiye Davası (No:2)*

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


ABDULLAH AYDIN /Türkiye Davası (No:2)*


Başvuru no:63739/00
Strasburg
10 Kasım 2005


OLAYLAR

1944 doğumlu başvuran Ankara?da ikamet etmektedir. Olayların geçtiği dönemde başvuran Keçiören ?Halk Evi? Derneği?nin genel sekreteri ve genel kurul üyesiydi.

Başvuran 25 Eylül 1993 tarihinde, Dernek tarafından Ankara?da düzenlenen ?Hak ve Özgürlükler? konulu toplantıya sunucu olarak katılmıştır.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, 23 Ekim 1996 tarihinde, konuşması sırasında sarf ettiği sözler nedeniyle başvuran hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu?nun 8§1. maddesi uyarınca bölücü propaganda yapmak suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır.

Biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan DGM, 27 Temmuz 1998 tarihinde, başvuranın mahkumiyetine karar vererek, başvuranı bir yıl hapis ve 100.000.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır.

Başvuran, ifade özgürlüğünü ileri sürerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, sivil bir grubun temsilcisi olmasının kendisini, bütün toplumu ilgilendiren güncel konular üzerinde görüş bildirmeye zorunlu olarak ittiğini ileri sürmektedir.

Yargıtay 19 Nisan 1999 tarihinde, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozmuştur. Yargıtay, başvuranın hukuki durumunu saptamak amacıyla, ilgilinin sarf ettiği sözlerin kaydedildiği bant kayıtlarının, bağımsız ve yeminli bir bilirkişi tarafından incelenmesinin gerektiği kanaatine varmıştır.

27 Aralık 1999 tarihinde, üç hukuk hakiminden oluşan DGM, Yargıtay?ın verdiği karara uymuş ve sözkonusu toplantı sırasında yapılan bant kayıtlarının bilirkişilerce incelenmesine karar vermiştir. DGM, 3 Kasım 1999 tarihli bilirkişi raporunun sonuçlarını gözönünde bulundurarak, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu?nun 8§1 maddesine göre, mahkumiyet kararı vererek, başvuranı, bir yıl hapis ve 100.000.000 TL para cezasına çarptırmıştır. Ancak bu ceza, 647 sayılı Kanun?un 6. maddesi hükmü uyarınca ertelenmiştir.

DGM, başvuranın sarf ettiği sözleri, 3713 sayılı Kanun?un 8§1 maddesiyle bağdaşmayan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin toprak bütünlüğünü ve halkın bölünmez birliğini ihlal eden bölücü propaganda olarak değerlendirmiştir.


* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
Başvuran yeniden temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay, 1 Mayıs 2000 tarihinde, başvuranın, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması talebini reddetmiştir. Başvurana, Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi tebliğ edilmeksizin, Yargıtay, DGM?nin kararını onamıştır.

14 Kasım 2003 tarihinde DGM başvuranın adli sicil kaydının temize çıkarılmasına karar vermiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS?NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, hakkındaki cezai mahkumiyetin, ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS?nin 10. maddesini ileri sürmektedir.

Hükümet başvuranın savına itiraz etmektedir. Başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edildiğini kabul ederek, Hükümet bunun 10. maddenin 2. paragrafıyla haklı gösterildiğini savunmaktadır.

AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40). Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin ?demokratik bir toplumda gerekli? olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.

AİHM, makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı bağlama özel bir özen göstermektedir. Bu bakımdan AİHM, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluklar gibi kendisine sunulan durumların bulunduğu koşulları gözönünde bulundurmaktadır.

Dava konusu demeç ?hak ve özgürlükler? temalı bir toplantı çerçevesinde yapılmıştır. Başvuran sunucu olarak söz almıştır. Dava konusu beyanat, içeriğinin yanısıra kullanılan terimler bakımından siyasi söylem şeklindedir. Toplantıya katılan kişilere seslenerek başvuran, özellikle insan hakları ve özgürlükleri sorununu irdelemiş ve 1980 yılında yapılan askeri darbeyi eleştirmiştir. Ayrıca başvurana göre, Türkiye?de ?milliyetçilik ve kürt mücadelesi sorunu? gibi ulusal bir sorun bulunmaktadır. AİHM, başvuranın siyasi sürece katılarak, toplumu ilgilendiren konular hakkında kendini ifade ettiğini not etmektedir.

?Mücadele? ve ?çarpışma? gibi kelimeler kullanılmasının, başvuranın sözlerine sertlik kazandırdığı doğrudur. Ancak, hiç kuşku yok ki burada ?hak ve özgürlükler için? bir mücadele sözkonusudur. Sonuç itibariyle, ?mücadele? ya da ?Kürt direnişi? sözleri, sözkonusu mücadelenin bir bileşeni olarak değerlendirilmeli ve bu bağlamda vatandaşlar arasında şiddet kullanmaya, kin ya da düşmanlığa tahrik edici unsur olarak düşünülmemelidir. Başvuranın sözleri, kanlı intikama çağırmamakta ve kin ve şiddet uyandırmayı amaçlamamaktadır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, §62, AİHM-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).

AİHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda yer alan başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 8 Temmuz 1999).

AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer sorunları irdelemiş ve AİHS?nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz. özelikle Abdullah Aydın-Türkiye, no: 42435/98, § 36, 9 Mart 2004). AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet?in, terörle mücadeleye bağlı zorlukların haricinde sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, § 60 ve Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, 1998-IV, s.1568, §58).

Dolayısıyla AİHS?nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS?NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, temyizinin esası hakkında Cumhuriyet Başsavcısı?nın Yargıtay?a sunduğu yazılı tebliğnamesine cevap verme olanağı bulunmadığından, Yargıtay önündeki yargılamanın adil olmamasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS?nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayet incelediğini ve Savcı görüşlerinin niteliği ve yargılanan kişinin buna yazılı olarak cevap verememesi gözönüne alındığında Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS?nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye, no: 36590/97, § 55, AİHM 2002-V).

AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet?in, bu durumda farklı bir sonuca ulaştıracak hiçbir olay ya da argüman sunmadığına kanaat getirmektedir.

Dolayısıyla AİHS?nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS?NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran 50.000 Euro tutarında manevi zararının karşılanmasını istemektedir.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

Manevi tazminat için AİHM, ilgilinin dava koşullarında bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AİHS?nin 41. maddesine göre AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana uğranılan manevi zarar için 5.000 Euro?nun ödenmesine karar vermektedir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran ulusal mahkemeler huzurunda temsil edilmesi için avukatlık ücreti adı altında 3.221,12 Euro ve AİHM?de yaptığı masraflar ve mahkemeler huzurunda kendisini temsil eden avukatın ücreti için 7.029,49 Euro istemektedir. Başvuran kanıt olarak posta masrafları ile ilgili faturaları sunmaktadır. Ayrıca başvuran davasının Strazburg organları huzurunda görülmesinin, İstanbul Barosu minimum ücret tablosuna göre saati 174,11 Euro olduğundan, 36 saatten fazla çalışma gerektiğini belirtmiştir.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

Elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde bulundurarak, AİHM, yapılan bütün masraflar için 4.000 Euro?nun makul olduğuna kanaat getirerek, bu miktarın başvurana ödenmesine hükmetmektedir.

C. Gecikme faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası?nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME,

1. AİHS?nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

2. AİHS?nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. a) Bu kararın, AİHS?nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL?ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet?in başvurana:
i. maddi tazminat için 5.000 Euro (beş bin Euro)
ii. masraf ve harcamalar için 4.000 Euro (dört bin Euro)
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;

b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası?nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;

4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Kasım 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.




 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100