Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   BAKIR/Türkiye Davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı


BAKIR/Türkiye Davası*

Başvuru no:54916/00
Strazburg
25 EKİM 2005


OLAYLAR

Başvuran 1974 doğumlu olup Bitlis?de ikamet etmektedir.

Başvuran 21 Mart 1998 tarihinde, Karacadağ Radyosu?nun davetlisi olarak canlı yayında Nevruz (yeni yıl) kutlamaları sırasında tanık olduğu olayları anlatmıştır. Radyo yayını aynı anda televizyon kanalı MED TV tarafından da yayınlanmıştır.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı 29 Haziran 1998 tarihli iddianameyle, aynı anda hem radyoda hem televizyonda yapılan yayında sarf ettiği sözlerden dolayı başvuranı Türk Ceza Kanunu?nun (TCK) 312§2 maddesi gereğince ?halkı sosyal sınıf, ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmekle? suçlamıştır.

Başvuran DGM huzurunda suçlamalara itiraz etmiştir. Başvuran, yayında yaptığı konuşmanın gazetecilik görevinin bir parçası olduğunu ve sadece izleyici ve dinleyicilere gerçekten meydana gelen olayları aktardığını ileri sürmüştür.

DGM, 29 Eylül 1998 tarihinde, başvuranı TCK?nın 312. maddesi gereğince bir yıl sekiz ay ağır hapis ve 2.533.333 TL (1 Euro 50 cent) para cezasına çarptırmıştır.

Başvuran temyize gitmiştir. Mesleğinin gazetecilik olduğunu hatırlatarak olayları abartıya kaçmadan tamamen objektif olarak aktarmanın onun görevi olduğunu belirtmiştir. Başvuran izleyici ve dinleyicilerin dünyada olup bitenler hakkında aydınlatılmaları gerektiğini ve gösteriler yasal olmasa da, kamuoyunun kutlamaların yanısıra yetkililerin aldığı tedbirler hakkında bilgi edinme hakkının bulunduğunu vurgulamıştır.

Yargıtay 12 Nisan 1999 tarihli kararla başvuranın yaptığı temyiz başvurusunu reddederek verilen kararı onamıştır.

DGM 28 Ağustos 1999 tarihinde, yürürlüğe giren 4454 sayılı Kanun uyarınca, başvuran aleyhinde verilen cezanın infazının ertelenmesi kararı vermiştir.





* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.


HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS?NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, hakkında verilen cezai mahkumiyet kararının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu bakımdan AİHS?nin 10. maddesini ileri sürmektedir.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

AİHM, elinde bulunan unsurların tümünü gözönünde bulundurarak, başvuranın AİHS?nin 10. maddesine göre yaptığı şikayetin esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. AİHM şikayetin hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle çelişmediğini tespit etmektedir.

B. Esas hakkında

AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını not etmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi bakımından milli güvenlik ve toprak bütünlüğünün korunması, düzenin sağlanmasının yanısıra suçun önlenmesi gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin ?demokratik bir toplumda gerekli? olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.

AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer sorunları irdelemiş ve AİHS?nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz. Özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, 10 Ekim 2000, sözüedilen Karkın, §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).

AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet?in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, başvuranın kullandığı ifadelere ve yaptığı konuşmanın bağlamına önem vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye kararı, 1998-IV, s.1568, §58).

Dava konusu söylem, olaylara tanıklık etmek ve Nevruz kutlamaları sırasında güvenlik güçlerinin yürüttüğü operasyonların şekli üzerinde eleştiri yapmaktan ibarettir.

AİHM, DGM?nin dava konusu söylemin halkı kin ve düşmanlığa teşvik edici ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir.

AİHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan ve başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, sert üsluptaki bazı sözler Türk Devleti hakkında negatif bir tablo çizse de, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya teşvik eder nitelikte olmadığını ve AİHM?nin gözünde, dikkate alınması gereken başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).

AİHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ve ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmektedir.
Bu durumda, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı hedeflenen amaçlarla orantılı olmayıp, ?demokratik toplumda gerekli? değildir. Dolayısıyla AİHS?nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS?NİN 10. MADDESİYLE BERABER 14. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran AİHS?nin 10. maddesiyle birlikte 14. maddeyi ileri sürerek, siyasi görüşlerine dayanan ayrımcılıktan şikayet etmektedir.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

AİHM, başvuranın AİHS?nin 14. maddesine göre yaptığı şikayetin, esastan incelenmesi gerektiği kanaatindedir. AİHM şikayetin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle çelişmediğini saptamaktadır.

B. Esas hakkında

Tekbaşına 10. maddenin ihlal edildiğine ilişkin vardığı sonucu gözönünde bulundurarak, AİHM, 14. maddeye göre yapılan şikayeti incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.

III. AİHS?NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, kendisini mahkum eden DGM?nin, bünyesinde bir askeri hakim bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden ?tarafsız ve bağımsız bir mahkeme? olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran AİHS?nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

Hükümet AİHM?yi, başvuruyu AİHS?nin 35. maddesi gereğince iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın AİHS?nin 6§1 maddesine göre yaptığı şikayetini ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın hiçbir aşamasında dile getirmediğini savunmaktadır.

AİHM, Özel davasında (sözüedilen, § 25) yapılan aynı itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM daha önce vardığı bu sonuca aykırı bir karar vermek için hiçbir gerekçe görmemekte ve Hükümet?in itirazını reddetmektedir.

AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak, başvuranın şikayetlerinin esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. AİHM, şikayetlerin hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle çelişmediğini tespit etmektedir.

B. Esas hakkında

DGM?nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında

AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer sorunları irdelemiş ve AİHS?nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. sözüedilen Özel, §§33-34 ve Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, §§35-36, 6 Şubat 2003).

AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet?in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir. AİHM, ?Milli güvenlik??e ilişkin suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM?nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (sözüedilen Incal kararı, §72 in fine).

AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM?nin, 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.

IV. AİHS?NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, orduda mesleğinde ilerleme olanağını kaybettiğinden dolayı 9.183 Amerikan Doları (7. 553,67 Euro) maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.

Başvuran ayrıca 20.000 Dolar tutarındaki manevi zararının telafi edilmesini istemiştir.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

AİHM, iddia edilen maddi zarar konusunda, başvuranın iddialarının uydurma olduğunu ve AİHS?nin 10. maddesinin ihlalinden doğan kazanç kaybının miktarının kesin bir şekilde belirlenmesini sağlayacak güvenilir emarelere dayanmadığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHM bu talebi reddetmiştir.

AİHM manevi tazminat konusunda ise, başvuranın bir takım sıkıntılarının olabileceği kanaatindedir. AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 2.000 Euro verilmesine karar vermiştir.

AİHM?ye göre, bir kimse bu davada olduğu gibi AİHS?nin gerekli kıldığı tarafsızlık ve bağımsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde, sözkonusu kişinin isteği üzerine yeni bir davanın ya da yargılamanın yeniden başlatılması tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için ilke olarak en uygun yol teşkil etmektedir (Öcalan-Türkiye, no: 46221/99, 2005-).

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 4.418 Dolar istemektedir. Başvuran hiçbir kanıt sunmamaktadır.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

Elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönünde bulundurarak, AİHM, yapılan bütün masraflar için 1.000 Euro?nun makul olduğuna kanaat getirerek, bu miktarın başvurana ödenmesine hükmetmektedir.

C. Gecikme faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası?nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME,

1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

2. AİHS?nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

3. DGM?nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS?nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

4. AİHS?nin 14. maddesine göre yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;

5. a) Bu kararın, AİHS?nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL?ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet?in başvurana:
i. manevi tazminat için 2.000 Euro (iki bin Euro)
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin Euro)
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası?nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;

6. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 25 Ekim 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.



 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100