Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   ÖZATA/Türkiye Davası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı

ÖZATA/Türkiye Davası*

Başvuru no. 19578/02
Strazburg
20 Ekim 2005

USUL

1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi?nin (?Sözleşme?) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Zahide Songül Özata (?başvuran?) tarafından, 15 Nisan 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?ne yapılan başvurudan (no. 19578/02) kaynaklanmaktadır.

2. Başvuran, İzmir Barosu?na bağlı avukat M.N. Terzi tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (?Hükümet?) AİHM huzurundaki işlemler için bir Ajan tayin etmemiştir.

3. 3 Haziran 2004 tarihinde, AİHM (Üçüncü Daire) başvurunun kısmen kabuledilmez olduğunu açıklamış ve sözlü duruşma olmamasına, Cumhuriyet Savcısı?nın Antalya Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki ve Cumhuriyet Başsavcısı?nın Yargıtay huzurundaki görüşlerinin başvurana bildirilmemesine, tazminat işlemlerinin süresine ve mahkeme tarafından ödenmesine karar verilen tazminatın ödenmemesine ilişkin şikayeti bildirmeye karar vermiştir. AİHS?nin 29 § 3. maddesinin hükümleri uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurunun esaslarını kabuledilebilirliği ile birlikte incelemeye karar vermiştir.

4. 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM Daire?lerinin yapısını değiştirmiştir (İç Tüzük 25 § 1. madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş Üçüncü Daire?ye verilmiştir (İç Tüzük 52 § 1. madde).

OLAYLAR

I. DAVA OLAYLARI

5. Başvuran 1948 doğumludur ve Ankara'da ikamet etmektedir.

6. Başvuran, PKK'ya üye olma şüphesi üzerine, Antalya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polis memurları tarafından 21 Kasım 1995 tarihinde Antalya'da yakalanmıştır. 29 Kasım 1995 tarihine kadar gözaltında tutulmuştur.

7. 29 Kasım 1995 akşamında, gözaltından serbest bırakılışının hemen ardından, başvuran, muayene olmak için özel bir hastaneye gitmiştir. Muayenesinde yer alan doktorlar tarafından düzenlenen, 30 Kasım 1995 ve 1 Aralık 1995 tarihli sağlık raporlarına göre, başvuran, yüksek tansiyonu olduğu için üç gün hastanede kalmıştır. Ayrıca, ona nevrotik kaygı tanısı konulduğu da kaydedilmiştir. Üç gün daha yatması tavsiye edilmiştir.


* Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe?ye çevrilmiş olup, gayrıresmî tercümedir.
8. 25 Aralık 1995 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi İzmir Savcısı, delil yetersizliği gerekçesiyle, başvuran hakkındaki suçlamalardan vazgeçmiştir.

9. 13 Şubat 1996 tarihinde, 466 sayılı Kanun'un 1 § 6 ve 2 § 1. maddelerine atıfta bulunan başvuran, kanuna aykırı yakalanması ve sekiz gün süren tutukluluğu için tazminat talep ederek, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi'nde Hazine'ye karşı dava açmıştır. Manevi zararlarını telafi etmesi için 500.000.000 Türk Lirası (TL) ve hastane harcamaları için 11.820.000 TL talep etmiştir.

10. 19 Temmuz 1996 tarihinde, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısı'nın yazılı görüşünü aldıktan sonra, başvurana hastane harcamaları için tazminat ödenmesine ve manevi zararlar için, kişisel, maddi ve sosyal statüsüne dayanarak hesaplanan, 30.000.000 TL tazminat ödenmesine karar vermiştir.

11. Hem başvuran hem de Hazine tazminat kararını temyiz etmiştir. Başvuran, temyize ilişkin olarak, tazminat miktarının haksız yakalanışı ve tutuklanışına karşı yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Hazine, ödenmesine karar verilen miktarın haddinden fazla olduğu görüşündedir.

12. 19 Mart 1997 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, her iki tarafın itirazlarının esaslarına ilişkin görüşünü bildirmiştir. Mahkeme'ye, ilk derece kararını bozmasını önermiştir. Özel bir hastanede yapılan harcamaların ödenmemesi gerektiği kararını vermiştir. Ayrıca, ilgili içtihadın karşısında, manevi zararlara karşılık ödenmesine karar verilen tazminatın haddinden fazla olduğunu değerlendirmiştir.

13. 27 Mayıs 1997 tarihinde, Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını en başta başvuranın yüksek tansiyonunun gözaltında tutukluluğundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını tespit etmeden verdiği gerekçesiyle, kararı bozmuştur.

14. 4 Temmuz 1997 tarihinde, mahkeme, başvuranın hastalığının sebebine ilişkin tıbbi görüş almaya karar vermiştir. Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı'ndan, başvuranın iddialarına ilişkin yazılı görüşleri istenmiştir.

15. Başvuranı muayene eden doktorlar tarafından düzenlenen 27 Ekim 1997 ve 3 Aralık 1997 tarihli iki sağlık raporu, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulmuştur. Bu raporlar, başvuranın Kasım 1995?de üç günlüğüne hastaneye yattığı ve ona, tutukluluk şartları dolayısıyla ağırlaşan, hipertansiyon ve nevrotik kaygı tanısı konulduğu gerçeğini doğrulamıştır.

16. 13 Ocak 1998 tarihinde, mahkeme, başvuranın muayenesinden sorumlu olan iki doktoru sorgulamıştır. Doktorlar, hem hipertansiyon hem de nevrotik kaygı?nın, başvuranın büyük ihtimalle tutukluluk sürecinin öncesinde de yaşamış olduğu, sağlık problemleri olduğunu doğrulamışlardır. Ancak, tutukluluk şartlarının bu hastalıklar üzerindeki ağırlaştırıcı etkisini de doğrulamışlardır. Mahkeme, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu?nun dava dosyasını incelemesini ve yorumlarını sunmasını talep etmiştir.

17. 27 Nisan 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu, hipertansiyon ve nevrotik kaygı?nın, başvuranın gözaltında tutukluluğunun öncesinde var olan sağlık problemleri olup olmadıklarını kesin olarak belirleyemediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, dava dosyasını Adli Tıp Kurumu?nun başka bir kuruluna havale etmiştir.
18. 27 Mart 2000 tarihinde mahkemeye sunulan, Dördüncü İhtisas Kurulu?nun 20 Aralık 1999 tarihli raporuna göre, hem hipertansiyon hem de nevrotik kaygı tutukluluk şartlarından kaynaklanmamıştır.

19. 8 Haziran 2000 tarihinde, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Aralık 1999 tarihli rapor karşısında, başvurana sadece manevi zararlar için tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, Dava olayları ışığında ve başvuranın çektiği duygusal acının yoğunluğu yanında maddi ve sosyal statüsünü değerlendirmiş olarak, başvurana manevi zararlar için tazminat olarak 30.000.000 TL ödenmesine karar vermiştir.

20. 28 Haziran 2000 tarihinde, başvuran, kendisine faiziyle birlikte hem maddi hem de manevi tazminat ödenmesi gerekirdi şeklinde iddiada bulunarak, kararı temyiz etmiştir. Ayrıca, Yargıtay?ın bir duruşma düzenlemesini talep etmiştir.

21. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Kasım 2000 tarihli yazılı görüşlerinde, mahkemeye, başvuranın duruşma talebiyle birlikte iddialarını reddetmesini tavsiye etmiştir. Başvuranın davasının, temyiz derecesinde bir duruşma düzenlemeyi gerektirecek, cezai bir konu hakkında olmadığını ileri sürmüştür. Cumhuriyet Savcısı, bununla beraber, mahkemeye, usul hukuku gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesi?nin kararını bozmasını tavsiye etmiştir.

22. 12 Aralık 2000 tarihinde, Yargıtay, Cumhuriyet Başsavcısı?nın görüşüne uymuş ve Antalya Ağır Ceza Mahkemesi?nin kararını bozmuştur.

23. 2 Ocak 2001 tarihinde, dava, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda yeniden başlatılmıştır. Cumhuriyet Savcısı, mahkemeye, başvuranın maddi tazminat talebini reddetmesini ve manevi zararlar için ona tazminat vermesini tavsiye etmiştir.

24. 30 Mayıs 2001 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana, faizle birlikte 30.000.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

25. 30 Temmuz 2001 tarihinde, başvuran, önceki gerekçelerini tekrarlayarak, kararı temyiz etmiştir. 28 Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, mahkemeye, Ceza Mahkemesi?nin kararını onamasını tavsiye etmiştir.

26. 24 Aralık 2001 tarihinde, Yargıtay, inter alia, Cumhuriyet Başsavcısı?nın görüşünü göz önünde tutarak, 30 Mayıs 2001 tarihli kararı onamıştır.

27. Hükümet tarafından sunulan bilgiye göre, başvuran, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ona ödenmesine karar verilen tazminatı almak için hiçbir zaman başvuruda bulunmamıştır.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

28. Sözkonusu zamandaki ilgili iç hukukun açıklaması Göç ? Türkiye kararında ([BD], no. 36590/97, §§ 27-34, AİHM 2002-V) bulunabilir.





HUKUK

I. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ?NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

29. Başvuran, adil ve açık duruşma hakkının iki şekilde ihlal edildiğini ileri sürmüştür: ilk olarak, tazminat talebi kararında ona hiçbir zaman sözlü duruşma sağlanmamıştır; ikinci olarak, ona, hiçbir zaman, Cumhuriyet Savcısı?nın Antalya Ağır Ceza Mahkemesi?ne sunulan yazılı görüşüne ve Cumhuriyet Başsavcısı?nın Yargıtay?a sunulan, başvuranın temyizinin esasları üzerine olan yazılı görüşüne yanıt verme fırsatı verilmemiştir.

Ayrıca, başvuran, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin 6 § 1. maddesinin anlamı dahilinde, tazminat işlemlerinin ?makul süre? içinde sonuçlanmadığından şikayetçi olmuştur.

6 § 1. maddenin ilgili kısmı şöyledir:

?Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili ? karar verecek olan, ? bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.?

30. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.

A. Kabuledilebilirlik

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin 35 § 3. maddesinin anlamı dahilinde, bu şikayetlerin temelsiz olmadığını kaydeder. AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan da kabuledilmez olmadığını kaydeder. Dolayısıyla, başvuru, kabuledilebilir ilan edilmelidir.

B. Esaslar

1. Yerel işlemlerde sözlü duruşmanın olmaması

32. Başvuran, kendisine, kanuna aykırı gözaltındaki tutukluluğu sürecinde çekmek zorunda kaldığı eziyeti, yargı makamlarına ifade etme fırsatının verilmiş olması gerektiğini iddia etmiştir. Buna ek olarak, Adli Tıp Kurumu?nun raporunda yer alan tespitler gerekçesiyle talebi reddedildiği için, bu raporu hazırlayan doktorlara sorular yöneltebilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Ayrıca, manevi zararlar için ödenmesine karar verilen tazminat miktarının, Hükümet?in iddia ettiği gibi haksız iktisaba yol açması bir yana dursun, yeterli olmaktan çok uzak olduğunu ileri sürmüştür.

33. Hükümet, 466 sayılı Kanun?un 3. maddesine uygun olarak, yerel mahkemenin, dosyadaki davada bir duruşma düzenlemeden karar verdiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın davasının, Ağır Ceza Mahkemesi?nin yetkisi kapsamında olmasına rağmen, ceza davası olmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla, onun iddiası, tek başına dava dosyasına dayanarak uygun şekilde karara bağlanabilirdi. Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi?nin, başvuranın maddi tazminat talebini, başvuranın hastalığının tutukluluk sürecinin öncesinde var olduğunu doğrulayan sağlık raporlarına dayanarak, reddettiğini ileri sürmüştür. Üstelik, daha yüksek bir miktarın haksız iktisaba yol açmış olacağı değerlendirildiğinde, manevi zararlar için ödenmesine karar verilen tazminat uygundur.

Hükümet, ilaveten, dava dosyasının, işlemler boyunca taraflara açık bulunduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle, başvuran, onun içindeki belgelerin örneğini alabilir ve yazılı görüşlerini sunabilirdi.

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?nin yerleşik içtihadına göre, sözlü duruşmayı uygulamamayı haklı çıkaran istisnai durumlar olmadığı sürece, bir ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki işlemlerde, 6 § 1. maddenin anlamında ?açık duruşma? hakkı, beraberinde, ?sözlü duruşma? isteme hakkını getirir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Allan Jacobsson ? İsveç (no. 2), 19 Şubat 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-I, s. 168, § 46).

35. AİHM, başvuranın talebinin, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ve daha sonra temyiz üzerine Yargıtay tarafından üç kere incelendiğini gözlemler. Başvurana, hiçbir aşamada, yerel mahkemeler huzurunda sözlü duruşma fırsatı sağlanmamıştır.

36. Başvuranın maddi ve sosyal statüsü ile beraber onun tutukluluğu ve bu tutukluluğun süreci unsurunun dava dosyasında ve başvuranı dinleme gereği olmadan saptanabileceği doğru iken, çektiğini iddia ettiği duygusal acının değerlendirilmesinde farklı yaklaşımlar uygulanmalıdır. AİHM?nin görüşüne göre, başvurana, tutukluluğunun sebep olduğu sıkıntı ve kaygı şeklindeki manevi zararı Antalya Ağır Ceza Mahkemesi?ne sözlü olarak açıklama fırsatı sağlanmış olmalıydı. Başvuranın yaşadıklarının esas olarak kişisel niteliği ve uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi, başvuranın ifadesinin dinlenmesini gerektirir. Bu konuların nitelik açısından teknik olduğu ve tek başına dava dosyasına dayanarak uygun şekilde karara bağlanabileceği söylenemez. Aksine, AİHM, başvuranın davasında, adaletin uygulanışının ve Devlet?in sorumluluğunun, başvurana, kamu incelemesine açık yerel mahkeme huzurunda bir duruşmada kişisel durumunu açıklama hakkı sağlayarak, daha iyi yerine getirilmiş olacağını değerlendirir (yukarıda anılan, Göç, § 51).

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dolayısıyla, sözlü duruşmayı uygulamamayı haklı çıkarabilecek istisnai durumlar olmadığını değerlendirir ve buna göre AİHS?nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

2. Cumhuriyet Savcılarının Antalya Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay?a sunulan
yazılı görüşlerinin bildirilmemesi

38. Başvuran, Cumhuriyet Başsavcısı?nın Yargıtay?a sunulan görüşüyle birlikte, Cumhuriyet Savcısı?nın Antalya Ağır Ceza Mahkemesi?ne sunulan yazılı görüşünün kendisine bildirilmediğini iddia etmiştir. Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcılarının görüşlerine yanıt verme ve kendi iddialarını sunma fırsatının olmadığını ileri sürmüştür.

39. Hükümet, bu şikayete ilişkin hiçbir görüş bildirmemiştir.

40. AİHM, aynı şikayeti geçmişte incelemiş olduğunu ve Göç ? Türkiye kararında (yukarıda anılan, § 58) AİHS?nin 6 § 1. maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder. O kararda, AİHM, Cumhuriyet Başsavcısı?nın görüşlerinin niteliğini ve başvurana yanıt olarak yazılı görüşte bulunma fırsatının verilmediği gerçeğini gözönünde tutarak, başvuranın karşıt işlem başlatma hakkının ihlal edildiği kararını vermiştir (loc. cit. § 55).

41. AİHM, şimdiki davayı incelemiş ve yukarıda belirtilen davadaki kararından sapmasını gerektirecek hiçbir özel durum bulmamıştır.

42. Buna göre, başvurana, Cumhuriyet Savcıları?nın Antalya Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay huzurundaki görüşlerinin bildirilmemesine ilişkin olarak, AİHS?nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

3. İşlemlerin Süresi

43. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin 6 § 1. maddesine göre, tazminat işlemlerinin süresinin ?makul süre? şartını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

44. Başvuran, davasının, karmaşık olmadığı için, uzun ve ayrıntılı bir yargı incelemesi gerektirmemiş olduğunu vurgulamıştır. Davası, haksız bir tutuklamaya dayanan doğal tazminat talebi hakkındadır.

45. Hükümet, mahkemenin başvuranın davasını ele alışının ?makul süre? şartına uymuş olduğunu değerlendirmiştir. Hükümet, başvuranın tazminat talebinin karara bağlanmasını geciktirenin esas olarak başvuranın davranışının olmuş olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi?nin kararlarını üç kere temyiz ederek, işlemlerin uzamasına katkıda bulunmuştur.

46. Mahkeme, işlemlerin, başvuranın Antalya Ağır Ceza Mahkemesi?ne talepte bulunduğu, 13 Şubat 1996 tarihinde başladığını ve 24 Aralık 2001 tarihli Yargıtay kararıyla son bulduğunu gözlemler (bkz. yukarıda 8 ve 24. paragraflar). Buna göre, değerlendirilecek olan süre yaklaşık on ay beş yıldır.

47. AİHM, bu sürenin uygunluğunu, davanın olayları ışığında ve içtihadı tarafından yerleşen kriterlere, özellikle davanın karmaşıklığına, başvuranın ve ilgili makamların davranışına ve davada başvuran için neyin tehlikede olduğuna atfen inceleyecektir (bkz., çok sayıda diğer içtihat arasında, Frydlender ? Fransa [BD], no. 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII, ve Humen ? Polonya [BD], no. 26614/95, § 60, 15 Ekim 1999).

48. Davanın niteliğine ilişkin olarak, AİHM, talebin karara bağlanmasının bilirkişi delili elde etme ihtiyacı gerektirdiği için belli bir karmaşıklıkta olduğunu gözlemler. Ancak, Hükümet?in, başvuranın işlemlerin süresine katkıda bulunduğu şeklindeki görüşünü paylaşmamaktadır. Başvuran, usule ait haklarından yararlanmış olmaktan kınanamaz. Özellikle, temyiz usulünü kötüye kullandığını veya mahkemenin zamanını yasal dayanağı olmayan ve tümüyle kendi lehinde taleplerle harcadığını gösteren hiçbir şey yoktur.

49. Yargı makamlarının davranışına ilişkin olarak, AİHM, incelenmekte olan süre zarfında, mahkemeler tarafından davaya altı defa bakıldığını gözlemler. Hiçbir duruşma düzenlenmemiş olmasına rağmen, mahkeme, dava dosyasını düzenli olarak incelemiş ve dahası, işlemlerde, bilirkişi delili elde etmekle ilişkili (bkz. yukarıda 13-16. paragraflar) aşırı bir gecikme olmamıştır. Sonuç olarak, AİHM, yetkililerin, başvuranın davasını ele alırken gerekli özeni gösterdiklerini değerlendirir.

50. Yukarıda belirtilenler karşısında ve işlemlerin toplam süresini gözönünde tutarak, AİHM, AİHS?nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine karar verir.

II. 1 NO.?LU PROKOL?ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

51. Başvuran, 1 No.?lu Protokol?ün 1. maddesi uyarınca, mahkeme tarafından ödenmesine karar verilen manevi tazminatın halen ödenmediğinden şikayetçi olmuştur. 1 No.?lu Protokol?ün 1. maddesi şöyledir:

?Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.?

52. Hükümet, başvuranın, tazminatını almak üzere yetkililere başvurmadığı için iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.

53. Başvuran, tazminatını almak için yetkililere başvurmak zorunda olmadığını ileri sürmüştür. Adresi mahkeme tarafından bilindiği için, yetkililer, ona ödenmesine karar verilen miktarı ödemek için inisiyatifi ellerine almalıydılar. Başvuran, ayrıca, Devlet malına el konulamayacağı için Hazine hakkında icra takibi başlatmanın yararsız olmuş olacağını iddia etmiştir.

İlaveten, ödenmesine karar verilen miktar çok az olduğu için tazminatı almayı reddettiğini ileri sürmüştür.

54. AİHM, mahkeme tarafından ödenmesine karar verilen tazminatı almak üzere yerel makamlara başvurmadığı için başvuranın kendisi için mevcut olan tüm iç hukuk yollarını tüketmiş olduğunun değerlendirilemeyeceğini gözlemler. İlgili miktarı almak için kanunen yerel bir makama başvurmasının gerekli olmadığı farz edilse bile, en azından Antalya Ağır Ceza Mahkemesi?nin nihai kararından sonra kendisine bir ödeme yapılmadığı gerçeği hakkında yetkililere şikayette bulunması gerekirdi.

55. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, AİHM, AİHS?nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediği ve dolayısıyla temelsiz olduğu için bu şikayetin reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

III. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ?NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

56. AİHS?nin 41. maddesi şöyledir:

?Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.?

A. Tazminat

57. Başvuran, hastane harcamaları olarak 250 Euro (Euro) talep etmiştir.

58. Başvuran, haksız tutukluluğundan kaynaklanan sıkıntısını ve tutukluluğundan bu yana geçen süreyi değerlendirerek, manevi zararlara ilişkin olarak 10.000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, işlemlerin süresi ve adaletsizliği karşısında 2.000 Euro talep etmiştir.

59. Hükümet, sağlık raporlarının, başvuranın sağlık sorunlarının gözaltında tutukluluğundan kaynaklanmadığını doğruladığını ileri sürmüştür. Başvuranın hastalığı ve gözaltında tutukluluğu arasında hiçbir ilişki olmadığına göre, maddi tazminat talepleri reddedilmelidir. Dahası, Hükümet, başvuranın manevi tazminat talebinin haddinden fazla olduğunu iddia etmiştir.

60. AİHM, yerel işlemlerde sözlü duruşma olmaması ve Cumhuriyet Savcıları?nın görüşlerinin başvurana iletilmemesi dolayısıyla, AİHS?nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Tespit edilen ihlaller ve hastane harcamaları arasında herhangi bir sebep sonuç ilişkisi görmemektedir. Dolayısıyla, başvuranın maddi tazminat talebini reddeder.

61. Ayrıca, AİHM, başvuranın uğradığı herhangi bir manevi zarara karşı, ihlallerin tespitinin başlı başına yeterli bir tazmin oluşturduğunu değerlendirir.

B. Mahkeme masrafları

62. Başvuran, yerel işlemlerde ve Sözleşme Kurumları?ndaki işlemlerde yapılan mahkeme masraflarına karşılık olarak 3.000 Euro ödenmesini talep etmiştir. Takviye edici hiçbir belge sunmamıştır.

63. Hükümet, taleplerin haddinden fazla ve asılsız olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuran tarafından, iddialarını kanıtlamak için hiçbir makbuz veya başka hiçbir belgenin sunulmamış olduğunu ileri sürmüştür.

64. AİHM, mevcut bilgilere istinaden kendi kararını vererek, başvurana bu başlık altında 1.000 Euro tazminat ödenmesini makul değerlendirir.

C. Gecikme Faizi

65. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası?nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.

BU SEBEPLERLE AİHM, OYBİRLİĞİ İLE


1. AİHS?nin 6 § 1. maddesi uyarınca olan şikayetlerin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;

2. Yerel işlemlerde sözlü duruşma olmaması dolayısıyla AİHS?nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. Cumhuriyet Savcıları?nın yazılı görüşlerinin başvurana iletilmemesi dolayısıyla AİHS?nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

4. İşlemlerin süresine ilişkin olarak AİHS?nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;

5. İhlallerin tespitinin, herhangi bir manevi zarara karşılık başlı başına yeterli bir tazmin oluşturduğuna;

6. a) Sorumlu Devlet?in, AİHS?nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurana mahkeme masraflarına ilişkin olarak 1.000 Euro (bin Euro), artı tabi olabilecek her türlü vergiyi, ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirası?na dönüştürerek, ödemesine;

b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki miktara Avrupa Merkez Bankası?nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;

7. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine


KARAR VERMİŞTİR.

İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 20 Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.


Vincent BERGER Bo?tjan M. ZUPANČIČ
Sekreter Başkan



 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100