Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   Eser Sözleşmesi-Görevli Mahkeme (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı)

T.C.

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2007/13-60
Karar No:2007/45

  GÖREVLİ MAHKEME

  TÜKETİCİ KANUNU VE MAHKEMELERİ

  1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 429 ]

  4077 S. TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN [ Madde 1,2,3,23 ]

"İçtihat Metni"


Taraflar arasındaki "Alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. Tüketici Mahkemesince, "Mahkemenin görevsizliğine" dair verilen 14.09.2005 gün ve 2005/909-2005/652 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16.03.2006 gün ve 17838-3740 sayılı ilamı ile, (...Davacı, davalı yüklenicinin inşaa ettiği taşınmazda, yükleniciye düşen daireyi satın aldığını, tapu devrinin yapıldığını, dairede eksik işler olduğunu kalitesiz malzeme kullanıldığını, geç teslim edildiğini, tesbit yaptırdığını ileri sürerek sözleşmeye aykırı eksik ve kusurlu imalattan dolayı, 3.127.500.000 TL harcama bedeli ile 1.500.000.000 TL kira kaybı olmak üzere 5.027.500.000 TL'nin faizi ile ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı mahkemenin görevli olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, sözleşme tarihi itibariyle yapılmış bir konut bulunmadığı, bu nedenle sözleşmenin konut satışını kapsamadığı, 4077 sayılı yasadaki konut kavramının tapuda kayıtlı ve kat mülkiyetine geçilmeye elverişli ve taraflar arasındaki sözleşme tarihi itibariyle zeminde mevcut olan konut satışlarını kapsadığı, eser sözleşmesinin incelenmesi gerektiğini, bu nedenlerle görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olmayıp genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1.maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde "Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar" hükmüne yer verilmiştir. Yasanın 3. maddesinde mal; alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları ifade eder.

Satıcı; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri kapsar. Tüketici ise bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek yada tüzel kişiyi ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.

Somut olayda davacının davalı tarafından müteahhit sıfatıyla inşa edilen inşaattan bir adet konutu satın almak için 23.12.2003 tarihli adi yazılı sözleşmeyi düzenledikleri ve tapunun devredildiği ihtilafsızdır. Konut alım ve satımına dair böyle bir hukuki ilişkinin 4077 sayılı yasa kapsamında değerlendirilmesi için mutlaka yapılmış olan konutun veya kat mülkiyeti oluşturulmuş konutun alıma satıma konu olması söz konusu olmayıp, böyle bir sonuç 4077 sayılı yasanın amacına da aykırıdır. Tarafların 4077 sayılı yasada tanımı yapılan tüketici ve üretici, satıcı... sıfatlarını taşıması ve hukuki ihtilafın 4077 sayılı yasa kapsamında çözümlenebilecek nitelikte bulunması yeterlidir. Dava konusu ihtilaf değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki ilişkinin 4077 sayılı yasa kapsamında bulunduğunda duraksama bulunmamalıdır. Mahkemece, değinilen bu husus gözetilerek ve davaya bakmanın tüketici mahkemesinin görev alanında olduğu benimsenerek işin esasına girilip hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, sözleşmede kararlaştırılan süre geçirilerek ve eksik halde teslim edildiği ileri sürülen bağımsız bölüm nedeniyle, eksik ve kusurlu iş bedeli ile kira kaybının tahsili istemine ilişkindir.


Davacı vekili; müvekkilinin, davalı yüklenici tarafından inşa edilen taşınmazda bulunan 3 numaralı bağımsız bölümü 23.12.2003 tarihli adi yazılı sözleşme ile davalıdan satın aldığını, tapuda müvekkiline devri yapılan dairede davalı tarafından sözleşmeye aykırı olarak kalitesiz malzeme kullanıldığını, eksik işler bulunduğunu ve dairenin geç teslim edildiğini ileri sürerek; sözleşmeye aykırı eksik ve kusurlu işler için 3.527.500.000 TL harcama bedeli ile 1.500.000.000 TL kira kaybı toplamı 5.027.500.000 TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davanın genel mahkemelerde görülmesi gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, "Tüketici Kanunu'nun 3/c maddesine belirtilen 'konut' kavramının tapuda kayıtlı ve satış tarihi itibariyle içerisinde oturulmaya müsait konut satışlarını kapsadığı, sözleşme tarihi itibariyle barınma ihtiyacını karşılayacak nitelikte konut bulunmadığı, bu itibarla eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde değil genel mahkemelerde çözümlenmesi gerektiği" gerekçesiyle "dava dilekçesinin görev yönünden reddine" dair verdiği karar, Özel Dairece yukarı yazılı gerekçeyle bozulmuş, Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın, Asliye Hukuk Mahkemesinde mi, yoksa Tüketici Mahkemesinde mi görülüp sonuçlandırılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 1. maddesinde; bu kanunun amacının, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmek olduğu açıklanmış; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde "Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar" hükmü öngörülmüştür.

Aynı Kanunun 4822 sayılı Kanunla değiştirilen 3. maddesinin (e) bendinde, tüketici, "Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiler" şeklinde tarif edilmiş; (f) bendinde, satıcı, "Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri", (c) bendinde ise, mal, "Alış-verişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları" ifade eder hükmüne yer verilmiştir.

Burada hemen belirtilmelidir ki tüketici, ticari dağıtım zincirinin nihai halkasını oluşturur; ekonominin nihai hedefi olan tüketicinin, satıcı karşısında daha etkin olarak korunması gereği, tüketici hukukunun temel düşüncesini oluşturmaktadır.

Bu noktada tüketici, üretilip piyasaya sürülen ve üretim sürecinin hiçbir aşamasında bilgi sahibi olmadığı ürün veya sunulan hizmeti satın aldığı bir ilişkide doğal olarak zayıf durumdadır.

Yasa koyucunun iradesi tüketiciyi 4077 sayılı yasa kapsamında korumak olup, üretim aşamasında bilgi sahibi olmadığı malları veya sunulan hizmetleri satın alan ve sözleşmede satıcıya karşı zayıf durumda olan tüketicinin, sonradan bu mal veya hizmetlerin ayıplı çıkması sonucu doğan zararının tazmin edilmesini sağlamaktır.

Şu açıklamalar çerçevesinde; konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar, az yukarıda sözü edilen 4077 sayılı Kanunun 3/c kapsamına alındığına göre; her halükarda tüketici hukuku hükümleri kapsamında korunması gerektiği açıktır. Eş söyleyişle, yasa koyucunun iradesinin, yüklenici tarafından inşaatı tamamlanmadan veya kat mülkiyeti oluşturulmadan satışa sunulmuş olan konutlar ve yazlıkları satın alan tüketicileri de kapsadığı kuşkusuzdur.

Böylesi bir satım sözleşmesinde tüketicinin, imalatçı olan yükleniciye karşı güçsüz durumda olduğu, bilgi edinme ve ekonomik çıkarlarının korunması haklarını kullanamadığı her türlü duraksamadan uzaktır. Dolayısıyla, satışa konu edilen konutta açık veya gizli ayıpların ortaya çıkması halinde, 4077 sayılı Kanunun himayesine sığınabilecektir.

Kısaca, konut alım satımına dair uyuşmazlıkların 4077 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi için mutlaka yapılmış olan konutun veya kat mülkiyeti oluşturulmuş konutun alım-satıma konu olması söz konusu olmayıp, böyle bir sonuç 4077 sayılı Kanunun amacına da aykırıdır.

Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.10.2005 gün ve E:2005/14-490, K:2005/563; 14.12.2005 gün ve E:2005/13-637, K:2005/731; 15.11.2006 gün ve E:2006/13-644, K:2006/707 sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.

Somut olayda taşınmazın konut olarak kullanılmak üzere yükleniciden satın alındığı anlaşılmaktadır. Tarafların 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda tanımı yapılan ve yukarıda açıklanan tüketici ve satıcı sıfatlarını taşıdığı ve uyuşmazlığın 4077 Sayılı Kanun kapsamında bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Aynı Kanunun 23. maddesinde ise; bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı hükme bağlanmıştır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak işin esasına girilmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 31.01.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100