Banner
  ANA SAYFA     FORUM     KONUK DEFTERİ     AYRINTILI ARAMA     İLETİŞİM     LİNKLER     REKLAM VER     ÜYE OL     AMACIMIZ  

MEVZUAT
AVUKATLIK HUKUKU
MAKALELER
HUKUK HABERLERİ
FAYDALI BİLGİLER
İÇTİHATLAR
DİLEKÇE-FORM
ADLİ REHBER
İNSAN HAKLARI
HUKUK SÖZLÜĞÜ
DAVA TÜRLERİ
HUKUKİ BELGELER
 
Reklam Alanı

Host - Sponsor





   Ev'de özel ders vermek mümkün müdür? Mümkünse vergisel yükümlülükleri ne olacaktır?

 

I.GİRİŞ

Hepimizin bildiği üzere, gerek mesleki anlamda, gerekse öğretim kurumlarının belirli aşamalarına giriş sınavlarına yönelik olarak yasal Dershane ve Kursların yanısıra, evlerinde kendi nam ve hesabına belirli bir para karşılığı ders verenlerin olduğuda vakidir. Bu yazının konusu evlerinde kendi nam ve hesabına belirli bir para karşılığında ders verenlerin vergisel durumunun irdelenmesidir.

Elbetteki, bu konunun sosyoekonomik yada sosyopsikolojik yönleri bu yazının dışında tutularak gözardı edilecektir.

Değerlendirmeye başlamadan önce aslında belirtilmesi gereken iki önemli kavram vardır. Bu kavramlardan birincisi ve en önemlisi ?Ev?, ikincisi ise en az onun kadar önemli olan ?İşyeri ?dir.

Acaba ?Dershane? kavramının her yönü ile ilintisi ?Ev? kapsamındamı ,?İşyeri kapsamındamı değerlendirilmelidir?

Türk Dil Kurumu sözlüğünde Dershaneaşağıdaki gibi tanımlanmıştır;

is. (dersha:ne)

1. Öğrencilerin, bir öğretmenin gözetimi altında, anlatma, araştırma, küme çalışması vb. yollarla ve türlü eğitim araç ve gereçlerinden de yararlanarak ders yaptıkları yer, derslik, sınıf:

2. Öğrencilere okul dışında para ile ders veren özel kuruluş.

Yukarıdaki ilk maddede ?yer?den, ikici maddede ise bir paranın karşılığında yasal bir nitelikten yani kuruluştan(organizasyon) bahsedilmektedir.

Buna göre kanımca dersin verilmesi gereken yerin Dershane olması ve dolayısı ile yasal kuruluş hükümlerince kurulması gerekmektedir. Bunun dışındaki uygulamaların ise Serbest Meslek faaliyeti olabileceği , Gelir vergisi kanununda gelirin tanımı ve elde edilmesi, beyanı ve vergilendirilmesi yönü ile ilgisinin kaçınılmazlığıdır.

Bununla birlikte ilave düşüncem, yasal olarak Milli Eğitim kurumlarında görev alanların,müstafilerin yada emekli olanların dışında öğretmenlik vasfı taşıyanların gelir elde etmesi, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin mutlak surette korunması ve sosyal güvenlik haklarından yararlandırılması gerektiğidir..

II. EVDE ÇALIŞMA

Ülkemizde de Dünyanın her coğrafyasında olduğu gibi mesleklerini ?Ev?de icra ederek geçim sağlama derdinde olan kişiler bulunmaktadır. Bunlar kendi ülkelerinde yasal dinamiklerince faaliyetlerini sürdürmekte , gelir elde etmekte ve vergileme, vergilendirme prensiplerince sarmal döngüde yeralmaktadırlar..

?Evde çalışma, sanayi devrimi (prekapitalist dönem) öncesinden gelen, günümüzde ise iki temel nedenle yaygın olarak uygulanan bir çalışma biçimidir. Bir taraftan, iletişim ve ulaşım teknolojileri sayesinde bazı işlerin, işyerinden yürütülmesi zorunluluğunun kalmaması, işi görenler tarafından evleri dahil işverene ait olmayan yerlerden yürütülebilmesi olanağı bir taraftan da, rekabet nedeniyle maliyeti en aza indirebilmek için, çalışma standartlarından ve formel yapıdan uzak durulması ihtiyacı, evde çalışmaların günümüzde yoğun biçimde yaşanmasına neden olmaktadır. Ayrıca, sanayie ait işler yanında yaygın bir faaliyet alanı ve istihdam yaratan hizmet sektörü( dil öğretimi, tercüme, daktilo yazımı, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, pazarlama vb.), evde çalışma biçiminin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

Hele geleneksel kültürün etkisiyle çalışma yaşamına uzak duran kadınlar, boş zamanlarını değerlendirmek isteyen öğrenciler ve emekliler için evde çalışma, aile ve birey ekonomisine katkıda bulunmaya zemin yarattığından, giderek artan biçimde hayatımıza girmektedir.

Diğer taraftan, İş Kanununun istisna maddesindeki ifadenin aksi yorumundan, aile üyeleri veya hısımlar katılmaksızın bir kişi tarafından yapılan evde çalışmanın İş Kanunu kapsamı içinde sayılması sonucunu çıkarmak da olanaklıdır (1).

İş sözleşmesini diğer sözleşmelerden ayırt eden temel unsurlar arasında, işin işyerinde görülmesi koşulu bulunmamaktadır. İşin birisi adına yapılması önemlidir. Başka bir ifadeyle ?bağımlılık? unsuru önemlidir. Ücret karşılığında evde çalışan tarafından yapılan iş, işveren tarafından verilen talimata göre yapıldığından, işveren ile evde çalışan arasında bağımlılık ilişkisi bulunmaktadır. Bu nedenle de evde çalışma iş sözleşmesine göre gerçekleşen bir çalışma biçimidir.

Kaldı ki, İş Kanunu, ?istisna? maddesiyle, aile üyelerinin dışardan kimse katılmaksızın kendileri için yaptıkları mal veya hizmet üretimine ilişkin işleri ?bağımsız evde çalışma? olarak kapsam dışında bırakmıştır. Yoksa, günümüzde ulaşım ve iletişim teknolojisinin aldığı boyut içinde ?tele çalışma? denilen ve işverenin gözetimi altında olmamakla beraber işveren için ve onun verdiği talimatlar doğrultusunda işyeri dışında genellikle evde yapılan çalışmanın İş Kanununun istisna hükmü içinde olduğunu söylemek zaten mümkün değildir.

Ne var ki, öğretide ve yargıdaki eğilim, parça başına ücret alan evde çalışanların serbest meslek mensubu gibi değerlendirilmesi yönündedir (2).

Evde çalışanların serbest meslek mensubu gibi görülmesi, iş ilişkisinin eser sözleşmesi ile ilgilendirilmesini gündeme getirmektedir. Halbuki, Borçlar Kanununda eser sözleşmesi ile ilgili olarak özel bir bölüm düzenlenmiş olmasına karşın, ?evde çalışma? tanımına uyan bir ifadeyle, işveren gözetimi altında olmaksızın parça başına iş karşılığında çalışanlara yönelik düzenleme, Borçlar Kanununun ?hizmet sözleşmesi?ne ait bölümünde yer almıştır. Borçlar Kanununun ?Parça ve götürü işte mesuliyet? kenar başlıklı 322 nci maddesine göre, işçi parça üzerine veya götürü çalışıp da işverenin gözetimi altında bulunmazsa, işlenen nesne ve yapılan işin sözleşme uyarınca yerine getirilmesi bakımından (işçinin) sorumluluğu konusunda eser sözleşmesine ilişkin kurallar, benzetme yoluyla uygulanacaktır.

Görüleceği üzere, Borçlar Kanunu da bu hüküm ile, işverenin gözetimi altında olmaksızın ve fakat onun adına parça başına veya götürü olarak mal veya hizmet üretimi yapılırken kurulmuş olan ilişkiyi ?iş sözleşmesi? olarak değerlendirmektedir.

Nitekim, bağımlı evde çalışmanın yaygın olarak hayata geçmesi nedeniyle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 1996 yılında ?evde çalışma?nın standartlarını oluşturmak üzere 177 sayılı Sözleşmeyi benimsemiş, evlerde, aile üyeleriyle birlikte yapılan ve kendileri için gerçekleştirilen bağımsız üretimi, tanım dışında bırakmıştır.

Sözleşmenin gündemine aldığı ?evde çalışma?nın unsurları aşağıdaki gibi belirlenmiştir.

Özerklik ve bağımsızlığa sahip olmayan kişi tarafından,

Kendi evinde veya işverenin işyeri dışında olmak kaydıyla kendi seçtiği diğer yerlerde,

Bir ödeme karşılığında,

Malzeme, ekipman ve diğer girdilerin, kendisi veya işveren veya aracı tarafından temin edilmesine bakılmaksızın işverence belirlenen mal veya hizmetin üretimi için yapılan çalışmadır.

Sözleşmeye göre, bir işletmede gerçekleştirilen aynı ya da benzer tipte çalışma için geçerli koşullar göz önünde tutularak, evde çalışanların diğer ücretlilerle olanaklar ölçüsünde eşit muamele görmesini teşvik eden politika izlenmelidir.

Sözleşme aşağıdaki alanlarda eşit muamele yapılmasını önermektedir. Bunlar;

Örgüt kurma, üye olma ve faaliyetlerine katılma,

Faaliyet ve istihdama ilişkin ayırımcılığa karşı koruma,

İş sağlığı ve güvenliği,

Ödeme,

Sosyal güvenlik,

Mesleki yetiştirmeye katılım,

İstihdam veya çalışmaya kabulde asgari yaş,

Ve analık korumasıdır.

İş Kanunu, fordist üretim biçimi ile tam zamanlı yürütülen işlere göre düzenlenmiş bir kanundur. Yollama yaptığı Borçlar Kanunundaki iş sözleşmesi tanımında her ne kadar ?işyeri? unsuru yer almıyorsa da, İş Kanunundaki düzenlemelerin ?işyeri? çalışma koşul ve ortamına yönelik olduğu tartışmasızdır.

Devletin, çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftiş ödevi, işyerleri bazında kurgulanmıştır. İş Müfettişlerinin tüm yetkileri, işyerlerine ilişkindir. 5690 sayılı yasayla Türkiye tarafından kabul edilmiş olan, ?Sanayi ve Ticarette İş Teftişi? hakkındaki 81 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesinde de, İş Müfettişlerinin yetkileri ?işyeri? bağlamında gündeme gelmiştir.

Ayrıca, bir an için, işyeri olarak da kullanıldığından, evin işyeri sayılarak İş Kanununun tüm hükümlerinin uygulanabileceği varsayılsa bile, yükümlülüklerin izlenebilme ve denetlenebilmesindeki güçlükler yanında, kanunen korunan konut dokunulmazlığının bu düşüncenin hayata geçirilmesini zorlaştıracağı açıktır.(3).

III. İŞ YERİNDE ( DERSHANE VB.) ÇALIŞMA

Ülkemizde konuya ilişkin, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve buna ilişkin yönetmelik çerçevesinde düzenlemeler mevcuttur.

Bu Yönetmelikle, özel kurslarda eğitim-öğretimi, yönetimi, öğrenci kayıt ve kabulü, öğretim programlarını, çalışma sürelerini, başarının değerlendirilmesini ve işleyiş esasları düzenlenmiştir.
Ayrıca, Bu Kanunda, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişiler tarafından açılacak özel öğretim kurumlarına kurum açma izni verilmesi, kurumun nakli, devri, personel çalıştırılması, kurumlara yapılacak malî destek ve bu kurumların eğitim-öğretim, yönetim, denetim ve gözetimi ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarının; eğitim-öğretim, yönetim, denetim, gözetim ve personel çalıştırılmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Yine Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişilerce açılan özel öğretim kurumları ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarını kapsar.

Bir kurumda öğretime başlayabilmek için kurum açma izni alınması zorunludur. İzin başvuruları ilgili millî eğitim müdürlüğüne yapılır. Valilikçe yapılan inceleme sonucunda açılması uygun görülen okullar dışındaki kurumlara kurum açma izni verilir. Valilikçe açılması uygun görülen okullara ilişkin başvurular ise kurum açma izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilir.

Kurum açma izni talebinin valilikçe reddedilmesi hâlinde, kurucu veya kurucu temsilcisi tarafından taleplerinin reddine ilişkin işlemin tebliğinden itibaren onbeş iş günü içinde Bakanlığa itirazda bulunulabilir. İtiraz, Bakanlıkça onbeş iş günü içinde karara bağlanır.

Kurum açma izni alınmadıkça, kuruma öğrenci kaydı yapılamaz. Kurum açma izni verilmesi, binanın kullanılış amaçlarına ve Bakanlıkça belirlenen standartlara uygun ve yeterli bulunmasıyla birlikte aşağıdaki şartların yerine getirilmesine bağlıdır:

a) Ders araç-gerecinin kurumun amaç ve ihtiyaçları için yeterli olduğunun bir rapor ile tespit edilmesi.

b) Kurumun; yönetici, öğretmen ve diğer personelinin sayı ve nitelikleri yönünden uygun bulunması ve bu kurumda çalışacaklarının belgelendirilmesi.

c) Kurumun yönetmelikleriyle öğretim programının Bakanlıkça incelenip onanmış olması.

Kurum açacak veya açılmış bir kurumu devralacak olan gerçek kişilerle tüzel kişilerin temsilcilerinde; affa uğramış olsalar bile yüz kızartıcı bir suçtan yahut kasdî bir suçtan dolayı altı ay veya daha fazla hapis cezası ile mahkûm edilmemiş olma şartı aranır.

Kurum binalarının nitelikleri, bu binalarda açılabilecek kurumlar ile her tür tesis ve donanıma ilişkin standartlar Bakanlıkça belirlenir.

Meyhane, kahvehane, kıraathane, bar, elektronik oyun merkezleri gibi umuma açık yerler ile açık alkollü içki satılan yerlerin, okul binalarından kapıdan kapıya en az yüz metre uzaklıkta bulunması zorunludur. Özel eğitime muhtaç bireylerin devam ettikleri öğretim kurumları ile okullar dışındaki diğer özel öğretim kurumlarında bu zorunluluk aranmaz. Ancak, söz konusu özel öğretim kurumlarıyla yukarıda belirtilen türdeki iş yerleri aynı binada bulunamaz.

Turizmin yoğun olduğu yörelerde bulunan okulların tatil olduğu dönemlerde, yukarıda belirtilen iş yerleri ile okullar arasında yüz metre uzaklık şartı aranmaz.





IV. YAPILAN BİR ANKET

Yazımın konusu ile ilgili araştırmalar yaparken tesadüfen karşılaştığım, Konu ile yakın ilgisi olduğunu düşündüğüm, çıkarımlarını okuyucunun ve ilgililerin kendisine bıraktığım bir ankete de burada yer vereceğim.

Bu anket de yeralan sonuçlar aşağıdaki gibidir;

Öğretmen, özel kurslarda çalışmalı mı?

Soru / Cevap

Oy sayısı

Oran

Kamuda çalışan öğretmenlerin özel kurslarda çalışmasının yasaklanmış olmasını;

Toplam 17,851 oy

Desteklemiyorum, hak kaybıdır

10,490

58.8%

Destekliyorum, gerekli...

7,361

41.2%

Destekleyen birisi olarak statünüz nedir?

Toplam 7,245 oy

Öğretmen

3,322

45.9%

Öğretmen adayı

1,610

22.2%

Öğretmen dışındaki kamu çalışanları

1,263

17.4%

Diğer mezun adaylar

856

11.8%

Öğretmen dışındaki MEB personeli

194

2.7%

Desteklemeyen birisi olarak statünüz nedir?

Toplam 10,301 oy

Öğretmen

6,096

59.2%

Öğretmen adayı

1,880

18.3%

Öğretmen dışındaki diğer kamu çalışanı

1,267

12.3%

Diğer mezun aday

854

8.3%

Öğretmen dışındaki MEB personeli

204

2.0%

(4)

V.SERBEST MESLEK FAALİYETİ KAPSAMINDA KONUNUN İRDELENMESİ

Bilindiği üzere,?Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.?olarak tanımlanmıştır.

Bu açıdan bakıldığında ?Ev?de ders verenler, üniversite eğitimini bitirmiş,kendi nam ve hesabına bir işverene tabi olmaksızın ihtisasları uyarınca çalışabilirler. Burada tanıma ters düşmeksizin çalşma sözkonusudur. Ancak ticari mahiyette olmaması ilkesi ile ters düşen bir uygulama sözkonusu olacaktır. Verilen bir hizmet olup,karşısında belirli bir para alındığı tartışmasız bir hüküm ifade edecektir.

Ayrıca, Gelir İdaresi Başkanlığımızın hazırladığı Serbest Meslek Kazançları Vergi Rehberinde serbest meslek faaliyetinin özellikleri aşağıdaki gibi sayılmıştır;

  • Serbest meslek faaliyetinde faaliyet kişisel sorumluluk altında kendi nam ve

hesabına yapılır.

· Serbest meslek faaliyetinin devamlılık göstermesi gerekir.

Bununla birlikte, serbest meslek kazancı sayılan hallerde,V.U.K 155 maddesine atıfta bulunularak burada belirtilen şartlarda en az ikisini taşıyan ebe, sünnetçi, sağlık memuru, arzuhalci, rehber gibi mesleki faaliyette bulunanlar kapsam içinde tutulmuşlardır.

Muafiyet ve istisnalar kısmında ise vergiye tabi olmama açısından bazı şartlar vardır. Bunlar, konu ile ilgisi yönü ile,?Ebe, Arzuhalci vb. Muaflığı. Meslek itibariyle muaflık kapsamına girebilmek için iki durumun gerçekleşmesi gereklidir:

1. Bazı Mesleklerin Belirli Sınırlarda İcrası: Bu muaflıktan yararlanabilecek mesleklere örnek olarak ebelik, arzuhalcilik, sağlık memurluğu verilebilir. Belirtilen mesleklerle uğraşanların muafiyetten yararlanabilmeleri için:

? İşyeri açmaları,

? Çalışılan yere tabela asmaları,

? Faaliyetlerini ilanlarla duyurmaları,

? Mesleki teşekküllere kaydolmaları,

şartlarından en fazla birisi ile ilişki içinde bulunmaları gerekir.

2. Bu Mesleklerin Küçük Yerleşim Yerlerinde Yapılması: Birinci durumda belirtilen meslekler (arzuhalci, ebe vb.) köylerde veya son nüfus sayımına göre belediye içi nüfusu 5.000?i aşmayan yerleşim yerlerinde icra ediliyorsa birinci gruptaki şartlar gerçekleşmemiş olsa da vergiden muaftır.(5)

VI. KONU KAPSAMINDA BİR MUKTEZA

Maliye Bakanlığımız İstanbul Defterdarlığı Usul Gelir Müdürlüğünce verilmiş bir muktezada konu daha iyi anlaşılabilecektir.

?KONU : Serbest Meslek Erbabının kullanacağı defter ve belge hk.

.............................................
.............................................

İLGİ : ............................Gelir Müdürlüğüne verdiğiniz .................... tarihli dilekçeniz.

İlgi dilekçenizde sormuş olduğunuz hususlar incelenmiştir.

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu?nun 37.maddesinde; ?Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır? hükmü yer almış, aynı Kanunun 65.maddesinde ise; ?Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi ve mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapmasıdır...? şeklinde açıklanmıştır.

Serbest meslek faaliyetinde ana unsur, faaliyetin sermayeden çok, kişisel çalışmaya, ilmi yada mesleki bilgi ve ihtisasa dayanmasıdır. Bu unsur, serbest meslek faaliyetini ticari faaliyetten ayıran en önemli özellik olup, sözkonusu faaliyetlerden elde edilen kazançların daha çok emek ürünü olduğunu göstermesi gerekmektedir.

Burada, yalnızca emeğe dayanan organizasyon yeterli olmadığı gibi aynı zamanda geliri doğuran emeğin, ilmi veya mesleki bilgi ve ihtisasa dayanması koşulu da aranmaktadır.

Ayrıca, serbest meslek faaliyetinin yapılmasında da mutlaka alet, edavat, kitap temini, muayenehane, yazıhane, büro, idarehane harcamaları gibi bir takım giderler de yapılabilir. Fakat bu faaliyetin yapılması ve kazancın elde edilmesine asıl gerekli olan ilmi ve mesleki ihtisas, diğer bir ifadeyle manevi sermayedir. Genelde diploma veya sertifika gibi yeterlilik belgesi gerekmektedir.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi bir faaliyetin serbest meslek faaliyeti olduğundan söz edebilmek için yalnızca emeğe dayanan bir organizasyonun bulunması yeterli değildir. Emeğe dayalı olmasının yanısıra, geliri doğuran bu emeğin, ilmi yada mesleki bilgi veya ihtisasa dayalı olması gerekmektedir.

Bu hükümlere göre, ................................... bir işverene bağlı olmaksızın firma ve şahıslara verdiği danışmanlık ve yönetim hizmeti ile bu hizmetleri tamamlayıcı nitelikte verilen seminerler, serbest meslek kazancı olarak değerlendirilecek
 
Öte yandan; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 236?ncı maddesi ile serbest meslek erbabına mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek müşterinin de bu makbuzu isteme ve alma mecburiyeti getirilmiştir.? denilmiştir.

Bu durumda, sözkonusu faaliyetinizin serbest meslek faaliyeti olması nedeniyle, serbest meslek defteri tasdik ettirerek tutmanız ve serbest meslek makbuzu düzenlemeniz gerekmektedir.

Ayrıca kendi ikametgah adresinizi işyeri olarak kullanabilmeniz mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.?

Yukarıdaki muktezada konunun yasal çerçevesi içerisinde gerekli açıklamalar ilgililer tarafından muhataplara doğru ve eksiksiz bir şekilde verilmiştir.

VII.SONUÇ

Mesleki faaliyetleri sürdürürken yasalarca belirlenmiş yükümlülüklerimizi yerine getiririz. Bu yükümlülükler aslında mesleki faaliyetlerimizin bir bakıma çerçevesini oluşturmaktadır. Keza bu çerçevenin dışında kalan her türlü faaliyet, mesleki işlevimizi olumsuz etkilemektedir. Örneğin bir Diş hekimi yada Tıp doktoru evinde belirli bir para karşılığında ilgili alanda öğrenim gören öğrencilere yada hastalara hizmet veremez. Kaldı ki etüd vs. adı ile hiç bir yasal dayanağı olmaksızın ve vergi mükellefiyeti olmayan, çok sayıda öğrencisi olan, bunlardan azımsanmayacak paralar elde edenlerin varlığı da bilinmektedir. Konuya ilişkin olarak, Buna benzer bir çok örnek verilebilecektir. Yasal çerçeveler dahilinde üstümüze düşen mükellefiyetleri yerine getirmek sureti ile mesleki icrada bulunma durumumuz herzaman sözkonusudur.
 
KADİR DODİ
S.M.M.M
İşletme Yönetimi Bilim Uzmanı/Doktora Öğrencisi
ASMMMO/Denetim standartları Komisyon Üyesi

KAYNAKLAR

(1) Öner Eyrenci, Kadriye Bakırcı ? Dünyada ve Türkiye?de Evde Çalışma Ve Eve İş Verme

İstanbul Ticaret Odası Yayın no:2000-32 , Sh:48

(2) Öner Eyrenci, Kadriye Bakırcı - A.g.e. sh:48

Yıldırım Koç - Eve İş Verme ? Türk iş, Eğitim Yayın no:63, Sh:16

(3)Yıldırım Koç - A.g.e. Sh:16

(1),(2),(3)Not: İktisat Dergisi ? Ekim 2002 , sayı:430

(4) anket.memurlar.net/pollresult.aspx?id=27 - 17k - Önbellek

(5) Serbest Meslek Kazançları Vergi Rehberi (2007)


  Kadir DODİ

SIK SORULANLAR
BİLGİ EDİNME
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÜCRETSİZ AVUKATLIK
HUKUK EĞİTİMİ
 
Üyelik işlemleri
 
K.Adı
Parola
            
      Şifremi Unuttum
      Üye Ol
Hukuk Arama Motoru
Hukuk Anketi
Reklam Alanı







Zirve100